yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2021 Pazar

Kökleri Unutmak… - Arzu KÖK

 Kökleri Unutmak…

Bilinen bir hikâye vardır;

“Mısır üreten bir çiftçi varmış ve her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Bir yıl gazeteci çiftçi ile röportaj yaparken oldukça ilginç bir bilgiye ulaşmış. Çiftçi ödül aldığı mısır tohumlarını ekmeleri için komşularına da veriyormuş. Gazeteci çiftçiye “Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?” diye sormuş. “Neden?” diye sormuş çiftçi. “Yoksa bilmiyor musun? Rüzgâr olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl mısır kalitesi düşer. Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim.””

Bu hikâye bana hep yaşamlarımızı anımsatır. Böyle değil midir yaşamlarımız? Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. Hem ne derler; “Bir yaşamın değeri dokunduğu yaşamlarla ölçülür.” Bu nedenledir ki yaşamda mutluluk isteyenler, başkalarının da mutluluğa ulaşmasına yardım etmelidir. Yani birimizin refahı diğerlerinin de refaha ulaşması ile olasıdır.

Buna kollektivitenin gücü diyebilirsiniz, buna başarının ilkesi diyebilirsiniz, buna hayatın kanunu diyebilirsiniz. Ne derseniz hepsi doğrudur aslında.

Bugüne baktığımızda, toplum yaşamımıza baktığımızda asıl sorunun bu olduğu açıkça görülmektedir. Sanki hızla giden bir trende neden sonuç zincirlerinin farkında dahi olmadan son sürat bireyselleşip yabancılaşıyoruz birbirimize. Korkularımız, egolarımız, tembelliğimiz, umursamazlığımız, hoşgörüsüzlüğümüz bizi sorumluluk almaktan alıkoyan şeyler olarak çıkıyor karşımıza. Ve bizler bunlara yenik düştükçe kendimizi kaybediyoruz. Aslında ne çok ihtiyacımız var yukarıda anlattığım hikâyedeki çiftçinin bilgeliğine.

Amacım umutsuzluk aşılamak değil, tersine, insanların beyinlerinde çakan şimşekleri hareket enerjisine dönüştürüp gidişata DUR demelerini tetiklemek istiyorum...  Çünkü bu gidiş kesinlikle bir milletin (halkın, insanların demiyorum, bir milletin) yok oluşa gidişidir... 

Bir ağacın kökleri yerine dallarını sularsanız o ağaç ayakta kalmayacaktır. Bugün toplum olarak yazık ki hepimizin yaptığı bu. Sadece dallara odaklanmışız, köklerden uzaklaşmışız. Bu nedenledir ki her geçen gün ölüyor ve eksiliyoruz. Gerçekleri görmek için yok olmak mı gerekiyor?

Büyük filozof Kung-Fu Tze (Konfüçyüs) der ki; “Karanlıktan şikâyet yerine, en azından bir mum yak! Unutma, sorunun büyüklüğüne değil, çözüme odaklan; aslında kuyu "derin" değildir, ip kısadır.” 

Arzu KÖK 

23 Haziran 2015 Salı

Yaşam ve Mücadele - Arzu Kök

 YAŞAM VE MÜCADELE

 Gazali’nin bir sözü vardır; ’Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyorlar.’ Gazetelerin üçüncü sayfaları  birbirini öldüren insanların haberleriyle dolu. Nedenlerine bakıyorsunuz çoğu zaman koca bir ‘HİÇ’. Son bir yılda suçlu sayısı bir milyonu geçmiş. Bir anlık öfke ve… Neden bu hale geldik? Neden umutlarını yitirdi bu toplum?

Oysa umut, insanların öteki insanlarla düşünce ve duygu birliği içinde gerçekleştirebilecekleri bir arayış içinde hareket etmelerinden doğar. Umutsuzluk ise suskunlaşmanın, dünyayı yadsımanın ve dünyadan kaçışın bir biçimidir. Ancak kaçış bir çözüm değildir. Ortam ne kadar kötü olursa, adaletsiz olursa olsun bu umutsuzluk değil, aksine umut nedeni olmalıdır. Çünkü adaletsizliğin tanımayı reddettiği insan, dursuz duraksız bir arayışa girmelidir. Mücadele etmeli ve bir çıkış yolu bulmalıdır. Kendisi kurmalıdır belki de düzeni, adaleti. Unutulmamalıdır ki umut, kolları kavuşturup beklemek değil, ona ulaşmak için mücadele etmektir.

Peki nasıl? Öncelikle sorunların farkında olmalıyız. Nedir ülkenin içinde bulunduğu durum? Nedir bu sorunların kökenleri? Hepsini irdelemeli ve bir araya gelerek ülkemize, bizlere bunları yapanlarla savaşmalıyız. Topla-tüfekle değil elbette. Aklımızla, birliğimizle ve de kalemlerimizle. ’Kalem kılıçtan keskindir.’ 

Yaşananları unutturmamalıyız. Zira zamanın bizi her gün biraz daha unutkanlaştırdığı kesin. Zulmü meslek edinenlerin güvencesi de bu zaten. Oysa unuttukça eksiliyoruz durmadan. Güç belleğimizde saklıdır. Unutmaz, unutturmazsak yani geçmişte yaşananları bilir ve bunlardan gerekli çıkarımları yaparsak bugünün güçlüleri bizler olacağız. Ve bu güçteki insanlar bir araya geldi mi onları yıkacak hiçbir güç bulunamayacaktır.

Koşu zorlu bir koşudur. Ama unutulmamalıdır ki, koşullar ancak mezara girmekte direnenler için zordur. Suskunlaşmayalım ve mezara tıkılanlardan olmayalım.    


                                                                   ARZU KÖK