12 Haziran 2018 Salı

Karar Sizin!... - Arzu KÖK

Karar Sizin!...

Sizin de oluyor mu bilmem ama bana oluyor bazen. Yazmak bir yana, düşünmek bile, hatırlamak, hatırlatmaya çalışmak bile zorlaşıyor, dayanılmaz oluyor… Fikir, inanç, dava, mücadele…

 Gerçekten olan biteni görmek konusunda çaresiz miyiz? Gerçekliği fark etmenin/ettirmenin hiçbir yolu yok mu?

Öyle bir ülkede yaşar olduk ki artık hiçbir temel kurumu, kuruma benzemiyor… Hiçbir sosyal sınıf, sınıfa benzemiyor… 

Politikacısı var, politika gibi değil; televizyonu televizyon değil; sokakları var ama sokaktan başka her şeye benziyor; parlamentosu var ama çözüm üretmekten aciz; partileri var, siyaset yapmıyor; belediyeleri var, belediyecilik dışında her konu ile daha çok meşguller; ustalar var, iş kaytarıyor; okulları var, eğitmiyor; futbolcuları var, oynamıyor…

Adeta herkes, her kurum ve her kişi, üzerine iğreti duran bir rolle sıvanmış gibi… Herkes, kendisine ait olmayan, hakkı olmayan bir kimliğe bürünmüş/büründürülmüş gibi…

Ortada bir sahne… Bu büyük sahnede irili ufaklı büyük büyük oyuncular koşuşuyor, konuşuyor, bağrışıyor… Kimse kimseyi dinlemiyor ama… Kimin ne söylediği anlaşılmıyor… Birileri eziliyor, birileri yükseliyor… Oyuncuların sahnede oynadıkları oyunun senaryosu kayıp… Herkes herkesten, hatta kendisinden de kopmuş… Hiçbir sözün, hiçbir işin mantığı yok… Bu büyük sahnede amaç da yok, iddia da yok… Seyirci oyalansın yeter mantığı…

Hangi kuruma, hangi kuruluşa el atsanız, elinizde kalıyor… Yolsuzluk dökülüyor eteklerinden… Hangi mükellefin defterine baksanız, kaçırılmış vergiler dökümü çıkıyor karşınıza… Yasalar, çiğnenmek adına ve çiğneyenlerin affedilmesi adına yapılıyor… Çiğnemeyenler “saf” yerine konuluyor…

Aslında bu büyük sahnede işin ilginç tarafı “tepki” yok… Ne olursa olsun ne yapılırsa yapılsın çıt yok… 

İster şehirlerin malvarlığına el koyup gecekondu ticareti yap, ister cadde ortasına gökdeleni dik, ister pis sularına, atıklarınla doğayı kirlet, ister doğal güzellikleri yabancılara peşkeş çek, ister ülkenin simgesi olmuş öz değerleri yok pahasına elden çıkar, ister toplumun emanetlerini har vurup harman savur…. Ne yaparsan yap bu sahnede, ses yok… Mümkünü yok yaprak kımıldamıyor…


Eee durum böyle olunca da birileri sahnede gücünü gösterebiliyor, sahnedeki herkesi denetimi altına alabiliyor…

Şimdi seçime gidiyoruz. İki seçeneğimiz var: Ya çayı, keki devletten olan kıraathanelerde oturup bu oyunu izlemeye devam edeceğiz ya da bu oyuna son verip gerçek bir senaryosu olan dünya çapında ses getirecek bir senaryoyu gündeme taşıyacağız…

Karar sizin…

Arzu KÖK

4 Haziran 2018 Pazartesi

Düşman!... - Arzu KÖK

Düşman!...

Düşman, sınırlar boyu, sıra sıra, urgan urgan… Düşman, sınırlar boyu alev alev, çingi çingi… Düşman, sınırlar boyu aç aç, tilki tilki… Düşman, sınırlar boyu hayasızca, kahpece, canavarca, kurnazca…


 Düşman, içimize çöreklenmiş, yılan gibi kıvrım kıvrım, buzlu buzlu… Düşman, yüreğimizin başında akrep gibi, çıyan gibi… Düşman, eksik tartan terazide çöreklenmiş aç kurt gibi… Düşman, eksik ölçen metrece, kara sülük, solucan gibi…

Düşman, sınırlardan ötede… Uzak uzak… Düşman, sınırların içinde… Yakın yakın… 

Düşman, bir katilin bıçağı ucundan; anamıza saldırır, avradımıza saldırır, kardeşimizi, bacımızı, komşumuzu, kalbimizi vurur, kalbimizi… Düşman, hırsızın parmak ucunda; ırzımıza uzanır, namusumuza uzanır, elimizdeki lokmaya uzanır… Düşman, yalancının dilinde, elimize, ayağımıza bulaşır, kirli kirli… Düşman, yalancının dilinde, nemli nemli, pötür pötür…

Döner dolanır gözümüze girer düşman. Bakarkör eder bizleri… Görmedim dedirtir, bakmadım dedirtir… Döner dolanır gözümüze girer, yemin billah ettirir…
Kulaklarımıza girer oturur. Yuva yapar kulaklarımızda, duymadım dedirtir, işitmedim dedirtir…

Sonra yüreğimize girip çöreklenir, dinden imandan çıkarır bizi. Eksik tarttırır, fazla ölçtürür, pahalı sattırır…

Kahpedir düşman, güven olmaz. Güler, yılışır sırası geldiğinde… Sırası geldiğinde ağlar, gözyaşı döker… Kahpedir düşman güven olmaz. Müşfik bir anne kılığında gelir bazen… Çarşafa girer, yalvarır, inler… Büzüm büzüm dudaklarda dua niyaz eyler… Sırasında bir edalı kız olur çıkar önümüze… Alı al, moru mor… İki dirhem bir çekirdek. Kırıtır, bel büker, gerdan kırar, gözlerini süzer ahu ahu… 

Hoca olur kürsüye geçer bazen. Kelime kelime zehir saçar içimize. Ders verir millet için, vatan için… Asalet olur dikilir karşımıza bazen… Halissüdem, yedi göbek terü’taze… Kan kan, ırk ırk konuşur. Kılıç sıyırır pala çeker hayal ürünü kuvvetlere… Kahpedir düşmen, çörek çörek çöreklenir içimize…

Düşman kahpedir, ne olduğu belli olmaz… Ey cemaati müslümin diye başlar bazen; sözüm ona ayet ayet, sure sure zehir saçar içimize… Allahsızca Allah adına harekete geçirir herkesi… Sakal der, bıyık der, yalan der, haram der, zina der… Söyler ha söyler… Düşman, içimize çöreklenmiş yılan gibi kıvrım kıvrım…

Dolaşır ayaklarımızda, tökezletir. Bir kurt gibi çöker canımıza kemirir ha kemirir… Yalan söyletir, jurnal ettirir, zina ettirir, adam öldürtür, ocak söndürür…

Eyyy ben!... Düşmanı tanı… Rüşvet isteyen memur, insan hayatına önem vermeyen doktor, bozuk ilaç satan eczacı, zıpçıktı zengin, senin sefaletinle servet yapanlar, senin bir aylık kazancını bir anda kumara veren kumarbazlar, hava parası alan ev sahibi, eksik veren-pahalı satan esnaf, sanatına hile karıştıran işçi, millî davalar yerine kendi kör nefisleri için mücadele eden siyasiler, halkın olanı halka sormadan satıp savanlar, meydanlarda küfürlü konuşmalarla halkın da dilini bozanlar, sanatçıyım diyerek ortalıkta gezinen, sanat ve sanatın ruhundan zerre anlamayanlar…

Eyy ben!... Düşman, ayaklarının ucunda solucan gibi… Düşman, yüreğine çöreklenmiş yılan gibi… Düşman, gözünün önünde, yanıbaşında…


Arzu KÖK