Nutuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nutuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2021 Pazar

2022’nin Yıldız Falı - Arzu KÖK

 2022’nin Yıldız Falı

Her yeni yıl bir öncekine göre sitem yüklü geçegelmiştir.

Gelecek yeni yıl her ne kadar umut barındırıyor gibi algılansa da yine de geleceğe duyulan merakın etkisiyle yıldız fallarına kaçamak bakışlar atılır çoğu zaman…

Ülkemizde özellikle son yıllarda artan bu yıldız falı merakına ben de katılayım dedim ve sizler için yıldız falına bir göz attım:

Geçtiğimiz yılları kolektif protein sağanağı altında geçiren siyasilerin yıldız haritasına baktığımızda hücrelerinde, protein takviyesiyle meydana gelen bir güçlenme görülmekte…

Enerji fazlası, serbest dolaşım ve önüne gelene saldırma hakkı verilen polislerin kol ve bacak kaslarına da ekstra kuvvet olarak yansıyacak...

Yıldız enerjisindeki yükselme ve değişmeler; yürüyüşünü, oturup kalkmasını beğenmedikleri, sakal ve bıyıkları örf ve adetlere aykırı olanlar üzerinde bir baskı yaratacak…

Sert gezegen geçişlerinin etkisinden olsa gerek, yükselen muhalif seslere karşı duyulan tahammülsüzlük bu yıl da coplama, gözaltı ve tutuklamalarla sürecek gibi gözüküyor.

İşten atılmalar devam edecek…

Akıl tutulmaya, vicdanlar körelmeye, ahlak tükenmeye dönecek yüzünü…

Hukuk yerle bir edilmeyi sürdürecek…

Medyatik çığırtkanlıklar ve karartmalarla gerçeğin avazı kısılmaya devam edilecek…

Kabadayılıklarla diplomatik zarafetin dili yerle bir edilecek…

Tarım arazilerinde binalar yükselmeye devam edecek ve bizler ithal buğdaya, pirince…vb… muhtaç olmaya devam edeceğiz…

Hayvancılık cenneti olan ülkemize dışarıdan et getirtmeyi sürdüreceğiz, hatta yapay etler marketlerde boy göstermeye başlayacak…

En güzel ormanlarımızı, doğa cenneti olarak isimlendirilecek yerlerimize maden ocakları veya termik santral kurulup yok edilmelerinin önünü açmaya devam edilecek…

Yarım simitle beslenmeye endeksli asgari ücretli yaşam, egemenliğini sürdürecek…

Açlık ve yoksulluk sınırları TV ekranları ve haber sitelerinden halkın inatla gözüne sokularak “Tevekkül Allah” nutukları atılacak. Toplumsal muhalefetin sesini kısmaya odaklanacaklar yine…

Barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim haklarında yeni gasplar bekleniyor…

Çatınız her an başınıza yıkılabilir, aile hekiminiz kapsama alanı dışında kalabilir, otobüs güzergâhınız değiştirebilir ve medrese eğitimiyle baş başa kalabilirsiniz…

Yolda yürürken veya işten eve dönerken başınıza bir şey düşebilir ya da bir bombanın kurbanı olabilirsiniz…

Ülke bir savaşa sokulabilir, şehit cenazeleri sıraya dizilebilir…

Belki içiniz karardı buraya kadar. Ancak yıldız haritasında tek net kalan nokta ise iktidarın ve kapitalist düzenin ortak söyleminin süreceğini gösteriyor ve bizlere yine denilecek ki:

“Konuşma!...

Çalış!...

Nefes al ama yaşama!..

Sakın ha itiraz etme bir şeye!...”


 Yıldız haritası bunları söylerken diyorlar ki yeni bir yıla girecekmişiz. Yalan… Vallahi de billahi de yalan… Yıllardır bitmeyen bir yıl yaşamaktayız zaten biz. Bu gidişle daha uzun süre de bitmeyecek bir yıl… Hatta diyorlar ki Türkiye’nin sonu da…

Ahmet Erhan’ın Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandığı derlemesindeki şu mısralar unutulur gibi değil:

“Ülkemin üzerindeki bu alacakaranlık

Bu belirsizlik, bu umarsızlık, bu korku biterse eğer

Halkım bu ufkun nereye uzanacağını bilirse bir gün

Şiirler yazarım o zaman, saf ve belki de

Oyun olsun diye boş, anlamsız…”

Şimdi beyhude geçen bir yılın “bitmeyen kakafoni”si sürerken ufuklar öyle daralmış ve içler öylesine kararmış ki, “saf ve belki de oyun olsun diye boş, anlamsız şiirler”in değil, coşku dolu, anlamlı marşların özlemi dağlıyorken ciğerleri, yıl bitmiş sayılır mı?

Yine de direnç yıldızınızın hiç sönmemesi dileğiyle…

Mutlu yıllar…

Arzu KÖK

 

 

5 Şubat 2018 Pazartesi

Yerli ve Millî - Arzu KÖK

Yerli ve Millî

Bu aralar ‘ yerli ve milli’ söylemi ön sıralara oturdu. Bir dönem ‘'bu millet, aziz millet' söylemi kullanılırdı en çok. Şimdi de 'yerli ve milli' moda. Bu sözcükler aslında ilk duyulduğunda bazıları bunu ''çok milliyetçi söylemler'' diye düşündü. Oysa baktığımızda pek öyleymiş gibi durmuyor. Nedense bana ‘Türk Ulusu’ dememek için üretilmiş kavramlar gibi geliyor. Zira uygulanan siyasete evet diyenler milli kabul edilirken kabul etmeyenler ‘gayrımilli’ olarak kabul ediliyor.

Peki ne demek yerli, ne demek millî?

Yerli kavramı temel olarak bir coğrafi bölgeyi simgeler. Bu toprakların bütün geçmişini ve ürettiği kültürlerin hepsini kapsayacak şekilde kabul etmek ve kullanmaktır. Bizim yaşadığımız coğrafya Anadolu ve Doğu Trakya’yı kapsayan bir coğrafya. Ve bu coğrafya insanlık tarihinin en eski bölgelerinden biri. Binlerce yıl boyunca çok önemli değerler üretilmiş bu topraklarda. Örneğin Kibele, yani kadın erkek eşitliği, hatta anaerkillik bu toprağın değerlerinden biri. 

Yerli değer deyince benim aklıma: Heraklitos, Diyojen daha nice düşünür geliyor? Noel Baba da bizim yerli değerlerimizden değil mi? O da  bu topraklarda yetişmiş değil mi? Biliyorum. Bizim coğrafya türlü kavimlere ev sahipliği yapmış. Yerleşmişler de yerlileşmişlerdir de buralarda. Bu çerçevede, bizim alevi kültürümüz, cemevimiz, yedi ulu ozanımız da yerlidir. Kadınların statüsü açısından çok önemli değerleri yansıtan Selçukluların ‘Bacıyan – ı Rum’ örgütü de yerlidir mesela. Anadolu’ya özgü bir etnik grup olan Zazalar da yerlidir. Mesela patrikhanelerde bu coğrafyada çok çok eskiler. O da yerli... 

Peki ‘yerli’ sıfatını kullananlar bu değerleri biliyorlar mı? Kast ettikleri şeyler bunlar mı? Değil, biliyorum aslında. Onların kastettikleri sadece bin yıl önce yerleşmiş olanlar; o da tümü değil.

Millî kavramı ise temel olarak bir ulusa ait olan anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsini kapsayacak şekilde, laikliği, farklılılara saygıyı, hoşgörüyü baş üstü kabul eden değer yaparak kullanmaktır. ( Robert Kolejde öğretmenlik yapmış Tevfik Fikret ve  Mehmet Akif de yerel ve milli değil mi?) 

Millî değer denildiğinde, dinsel açıdan Müslüman milleti mi, yoksa modern ulus mu kastediliyor acaba?  Eğer kastedilen modern ulus ise, millî denildiğinde, ülkedeki bütün etnik gruplar, diller, dinler de girer onun içine.  Son zamanlarda ülkemizde ki millî değerlerin tanımının yapıldığı belgelere baktığımızda açıkçası ben laiklik kavramına rastlayamadım. Farklılıklara saygı var mı? Kadın erkek eşitliği var mı? Demokrasi? İnsan hakları? Bağımsız yargıda ifadesini bulmuş olarak adalet? Hiçbiri yok. Durum böyle olunca da kapsayıcı değil, dışlayıcı bir millîlik ortaya çıkmaz mı?. Bu ise milleti birleştirmez, böler. “Bölünsün, yeter ki çoğunluk bizde olsun!”  demek, kısa vadede siyasi getirisi olsa da, uzun vadede millleti birbirine düşürür, çoğunluk, azınlık, herkesin bahtını karartır. 

Değer mi, seçim kazanmak için böylesi bir kavga çıkarmaya?

Hele ki yerli ve millî söylemine dayanak yapılan “milletin değerlerini açıkça ve cesurca irdelememiz, tartışmamız gerekiyor.  Millet şöyle istiyor, millet böyle istiyor, millet tahrik oluyor, millet tepki gösteriyor…”  Açıkçası ben çok merak ediyorum bazen, kim bu millet diye. En ufak bir şeyle tahrik olabilen, idam ipi sallayanı alkışlayan, çocukların ırzına geçen sapıkları aklayan, dokuz yaşındaki kızların evlilik adı altında satılmasını öneren, reisine yan baktı diye adam öldürmeye yeltenen, iki de bir kadının özgürlüğünü, hatta yaşam hakkını kısıtlayıcı fetvalar veren, küçücük yuva çocuklarını örtüp erkek arkadaşlarının ayaklarını yıkatan, sokakta kadınlara saldırana hafifletici neden bulan, komşusunu ihbar eden, düşene tekme savuran, hayvana eziyet eden, iktidara yanaşmak için işkenceci, muhbir, çanak yalayıcılar mı millet dedikleri?

Oysa millet benim, benim gibi olanlar. Bu ülkenin kabul edilmese de ezici çoğunluğunu oluşturan namuslu, iyi insanlar… Millet biziz. Bizim değer verdiklerimiz ise sizlerinkinden çok farklı. Yerli-millî kılıfına büründürülen  her şey: Kadını aşağılayan, özgürlüklerin her çeşidinden tahrik olan, bin yıl öncesinin kabile toplumlarının töresine, ahlâkına özenen, kanı savaşı kutsayan, muktedire kul olmayı öğütleyen, karanlığa başkaldırıyı lanetleyen, ışığı, neşeyi, dünya ile kucaklaşmayı yasaklayan bir zihniyetin değerlerinden ibarettir. Bunları millete mal etmek, millete değer vermek değil, aksine millete hakarettir.

Yerli ve millî olmak:

- İnanç ve etnik köken ayırmaksızın yaşadığın topraklarda onların da değerleriyle yoğrularak kimlik oluşturabilmek, bunlarla birlikte kendini insanlık dairesine taşıyabilmektir.

- Kendin olabilmektir. Kimsenin taklitçisi olmadan kendi kültürünün temsilcisi olabilmek ve bunu evrensel değerlere taşıyabilmek demektir. Evrensel sahnede kendi kültürünle yer alabilmek demektir. 

- Kendi halkına ve değerlerine yabancılaşmamak, onun istikbali ve istiklali için her fedakarlığı yapabilmek ve bireysel çıkarlarını ülke ve millet çıkarlarının önüne koymadan ülke ve millet çıkarlarıyla buluşabilme bilincini, becerisini ve duyarlılığını gösterebilmektir, Atatürk gibi.

- Ülke ve millet bütünlüğünü baz alarak, kimseyi ötekileştirmeden, yok saymadan aynı teknenin hamuru, aynı bedenin ayrılmaz parçaları olarak, hep beraber Türkiye’yiz diyebilmektir.

- Başkalarının oyununa gelmemektir. Dışarının uzantısı, başka güçlerin çıkarlarının taşeronu, piyonu, oyuncağı, mızrak ucu olmamaktır.

- Tarihten bugüne bu topraklara emek vermişlerin evlatları olarak ortak yazgıda, ortak inançta, ortak değerlerde buluşarak Anadolu’ya sımsıkı sarılmaktır. Ve Çanakkale ruhunu asla unutmamaktır. Verilen Kurtuluş Savaşına dil uzatma cesareti gösterememektir.

- Ülkeyi her türlü vesayetten uzak tutmak, birilerinin oyuncağı ve maşası durumundaki taşeron örgütlerin tuzağına düşürmemek, oynanan oyunların erkenden farkına varmak ve önlem alabilmektir. 

- Gerçekçi ve samimi olmaktır. Çarpıtmadan, perdelemeden, algılarla oynamadan her şeyi açıklayabilmek, her kavramı ve olguyu yerli yerinde kullanabilmektir. 

- Ülke için çalışmak, IMF gibi küresel baronların kurum ve uzantılarından, lobilerinden ülkesini kurtarmak, milli sanayisini geliştirmek, yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin üretiminin yolunu açmaktır. 

- Bu memleketin insanlarının sofralarına %90'nı ithal ürünler sokmamaktır. Zira ülkemizde; mercimek ithal, saman ithal, mısır ithal, et ithal… vs…

- Pergel gibi olabilmektir. Bir ucuyla yaşadığı topraklara sımsıkı bağlanmak, diğeriyle dünyaya açılmayı başarmaktır. Kendi değerlerini koruyarak dünyada söz sahibi olabilmektir.

- Tarihine sahip çıkmaktır. Tarihin çakılı bilgi yığını olmadığı, aslında yaşayan değerler manzumesi olduğunu ve tarih bilincinin önemini kavramak, genç nesillerle buluşmasını sağlamaktır. Atatürk’ün Nutuk’unu tüm gençliğe okutabilmektir.

- Türkiye’nin Türkiye’den yönetilme kararlılığını, inancını, inadını sonsuza kadar sürdürme yeminini etmek ve tüm çalışmaları o yönde yapmak demektir.

- Türkiye’nin kültür-sanat ve bilim alanında ilerlemesinin önünü açmaktır. Kültür-sanat-bilim insanlarına sahip çıkmak, beyin göçünü engellemek, çalışmalarında yanlarında olabilmeyi bilmek demektir.

Şimdi size bir soru: Bu kavramı en çok kullananlar, yukarıda dilim, kalemim elverdiğince ifade etmeye çalıştığım bilgiler ışığında gerçekten de ‘yerli ve milli’ ler mi?

Arzu KÖK