Samsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Bugün 19 Mayıs - Arzu KÖK

Bugün 19 Mayıs

Bir gemi yola çıkmış İstanbul’dan Samsun’a doğru. Adı Bandırma. Yol alıyor Karadeniz sularında. Eski, çürük bir gemi bu. Ha battı ha batacak. Ama direniyor Karadeniz’in hırçın dalgalarına. Bir güneş taşıyor çünkü içinde: Direnmeli.

 Yükü Samsun’da doğacak bir güneş. Yurduna ışık saçacak, karanlıkları boğacak, vatanını düşman istilasından kurtaracak bir güneş. Nasıl dayanmasın bu dalgalara Bandırma, nasıl?
Anadolu bölünmüş. Kan ağlıyor ülkemiz. Padişah teslim etmiş ülkeyi düşmana ve halk düşman çizmesi altında eziliyor. Uygulanan işkenceler diz boyu. Irmaklardan su değil kan akıyor. Halkımın kanı akıtılıyor. 

BUGÜN 19 Mayıs... Mustafa Kemal'in Anadolu'da ihtilalin ateşini yaktığı gün… Eşsiz bir Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı'nın başladığı günün 98'inci yıldönümü. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Nutuk'ta, ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatırken sözlerine, ''Millet yorgun ve fakir bir halde... Ordunun elinden esliha (silahlar) ve cephanesi alınmış ve alınmakta...'' diyerek başladığı dönemin simge günü. 

Aradan 98 yıl geçtikten sonra geriye dönüp, bu dönemin Cumhuriyet'le başlayan ilk 27 yılında yapılanlarla sonraki süreçte yapılanlara bakınca insan, o ilk dönemin kıymetini ve o dönemde ülkeyi yönetenlerin büyüklüğünü çok daha iyi anlayabiliyor doğrusu. Tabii iyi niyetli bir kişiyse ve hem Atatürk'e, hem de devrimlerine karşı ön yargılı bir fikre sahip değilse. 

İyi niyetten yoksun ve ön yargılı olanlara bazı gerçekleri göstermek mümkün değildir. Örneğin Atatürk devrimlerinin hepsi de Türkiye'nin bugünkü ihtiyaçları ile tam bir uyumluluk göstermektedir. Nitekim Avrupa Birliği'ne girmek isteyen Türkiye'den istenenlerin birçoğu o devrimlerle, örneğin hukuk devrimi, kıyafet devrimi, harf devrimi, dil devrimi vb. ile hiçbir noktada çelişmemektedir. Ama bunun önemini kalkıp da o insanlara anlatamazsınız. Hele ki Türkiye bugün o devrimlerin gösterdiği yönde yeterince ilerlemediği -veya ilerlemesi kendi içindeki yobaz, ahlaksız ve hırsız sürüsü tarafından- engellendiği için sıkıntı çekmekte olduğunu anlatmanız ise daha da imkânsızdır.

Yıllardır iktidara gelenler güya liberalliğe, özgürlükçülüğe soyundular. Fakat nedense bir türlü Türkiye’nin kuruluş döneminin gerçeklerini görmek istemediler. Yeri geldi Atatürk’e karşı olduklarını dillendirdiler bile. Ancak çoğu zaman sessiz kaldılarsa bu uyandıkları ve Atatürk’ün büyüklüğünü anladıkları için değil, onun eserleri ve yaptıkları karşısında duydukları kompleks yüzündendir. O’nun tırnağı dahi olamayacaklarını bildikleri içindir.

O nedenledir ki Atatürk'e karşıtlıklarını açıkça dile getirmek yerine, Adnan Menderes gibi, Atatürk devrimlerini ‘‘millete mal olanlar, olmayanlar’’ diye ayıran, oy alabilmek uğruna Said Nursi'nin elini öpmeye giden, öpen; Alparslan Türkeş gibi, Atatürk'ü ‘‘pasif bir dış politika izleyerek Asya'daki Türkleri kaderlerine terk etmekle’’ suçlayan; Turgut Özal gibi, Atatürk'ün tüm yaptıklarını yıkmayı misyon edinmiş kişilere duydukları hayranlığı dile getirerek ortaya koymaya çalışırlar. Günümüzde en kötü örneklerini gördüğümüz gibi…

Zihinlerinde ön yargılarla ve de bu ön yargıları destekleyecek kendilerine uygun şahitlerin kitaplarından aktarılmış cümlelerle desteklemeye çalışan bir güruh Türkiye için yazık ki acı bir son hazırlama girişimindedir. Yazıktır ki aradan 98 yıl geçmesinin ardından Türkiye yeniden Nutuk’ta dile getirilen ülkenin durumu ile paralellik göstermektedir. Bu gidişe bir dur demek gerekmektedir.

Bizi, önümüzdeki 19 Mayıs'ları, ilk 19 Mayıs'ın ruhuna uygun bir anlayışla kutlamak ve değerlendirmek en ileri noktaya götürecektir. Bu nedenle de Türkiye’nin kuruluş dönemi gerçeklerini görmek ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda hareket etmek esas olmalıdır. 

Uyan Türkiye. Günümüzde Atatürk’e yapılan her türlü hakarete sessiz kalanlara inat, bu 19 Mayıs’ı sana yaraşır şekilde kutla ve mücadele et; ülken ve kendi geleceğin için… 

Arzu KÖK

16 Nisan 2017 Pazar

Sevgili Ulusum!... - Arzu KÖK

Sevgili Ulusum!...

 Ben, Mustafa Kemal
Ali Rıza oğlu, Zübeyde’den olma…
19 Mayıs 1919, Samsun doğumluyum
Böyle bilinesi...
Havza’da, Amasya’da 
Erzurum’da, Sivas’ta ve Ankara’da...
Kader diye önümüze getirilen 
Tüm kötülükleri
Hıyanetle, açlıkla, sefaletle
Ve de düşmanlarla savaşarak aştık...




















Çanakkale’de öldük
Dirildik yeniden
Allahuekber’de buz kestik...
Çanakkale’de Anzavur ,
Konya’da Delibaş ,
İzmit’te halife ordusu... 
Kudurdu ihanet, uşaklık, kölelik
Türk’ü yok etmek adına
Ve sizler, 
Ey Efendiler!...
Karınları tok, sırtları pek olanlar!...
İnönü’de, Sakarya’da
Çiğiltepe’de, Dumlupınar’da vurulduk
Kanla, ateşle, gözyaşıyla…
Vurduk da
Gördü o zaman Osmanlı
Hak nasıl alınırmış, 
Ulus ne demekmiş…
Vatan dedik, 
Ulus dedik, bayrak yaptık onurumuzu
Para, şöhret, şan tutkusu
Hadi be!
Hak! Dedik, Hak'ka taptık...
Şimdi bakıyorum da
Şalvar, kara çarşaf, peçe





















Yeniden dolaşır olmuş sokaklarımızda
Ne canlar pahasına kurduğumuz mecliste oturanlar
Avanta peşinde koşar olmuş
Suç olmaktan çıktı mı tüm bunlar?
Ne oluyor sizlere, 
Bulgur pilavına soğanı katık yapardık biz
Bir yamalı paltoyla geçerdi kara kışlar
Kimsenin kucağına oturmadık
Kovduk ya Duyun-u Umumiyeyi

















Dedim ya!
Asil kan...
Mezra mezra, köy köy, şehir şehir gezin 
Yolluk, tahsisat beklemeyin
Her izbede bir mum yakın
Okulsuz tek bir mezra dahi bırakmayın
Bilime yönelin,
Sanatı bırakmayın
Hak ve hürriyet çizgisinden ayrılmayın
Masallarına kanmayın;
Biz sevdik,
Gaflet, dalalet ve hıyanet
*
Oysa kanla imtihan edilmiş bir ulus bu
Kanla çizilmiştir sınırlarımız
Beni Samsun belleyin
Sevgili Ulusum
İşte o zaman yıkamaz sizi hiçbir güç
Gururlanır, gönenirim ben de
Yattığım yerde
Seviyorum sizleri


Arzu KÖK

9 Kasım 2015 Pazartesi

Bir Çocuk ve Atatürk - Arzu Kök

Bir Çocuk ve Atatürk


Bir ilköğretim öğrencisi okuldaki duvar gazetesi için bir yazı yazmış. Çok hoşuma gitti doğrusu. Bu nedenle de sizlerle paylaşmak istiyorum. Farklı bir bakış açısı, ancak çok güzel olmuş doğrusu.

 ‘’Bu ülkede yaşayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan, ATATÜRK…
Gençliğinde kot pantolon giyememiş…

Sevgilisinin elinden tutup, hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş…

Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş…

Halkına bağımsızlık fikirlerini anlatabilmek için, kortej eşliğinde mercedeslerde gezememiş Anadolu’yu…

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basarken ayağında spor ayakkabıları ya da kovboy çizmeleri yokmuş…

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren, mini etekli ponpon kızlar da yokmuş…

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir’de denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar…

Ülkesinde yapacağı devrimleri unutmamak için not alabileceği bir cep bilgisayarı olmadığı gibi kendisine yapılacak suikastı haber alabileceği bir cep telefonu bile yokmuş…

Atatürk için üzülüyorum doğrusu. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Paşa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden gitti…

Lozan Zaferinden sonra veya Cumhuriyet’in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı…

Evinin balkonuna çıkıp bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı…

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip rock yapmak, babasının mercedesini alıp şöyle bir Emirgan turu yapmak dururken….

Bunları yapmadı ATATÜRK…

Keyif çatmadı…

Tüm hayatını ülkesinin kurtuluşuna adadı…


İşte onun için büyük adamdı ATATÜRK…


Ülkesi tehlikedeyken ‘Beni ne ilgilendirir ya ülkenin başındakiler düşünsün. Ben rahatıma bakarım. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.’ da diyebilirdi. Ama o böyle demedi. Ülkesi ve insanı için ne gerekiyorsa yaptı ve çok da başarılı oldu. Ona minnettarız.”

Ancak günümüz Türk Gençliği’nin de artık uyanması ve olan bitenlere dur demesi gerekmektedir. Zira Atatürk onlara emanet etmiştir geleceği. O halde yapılması gereken mücadele etmek ve emaneti kanımızın son damlasına kadar müdafaa etmektir. Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 77. yılında ona verdiğimiz sözleri yeniden hatırlamalı ve o doğrultuda çalışmalıyız…

Arzu Kök