Ortadoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortadoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2020 Perşembe

Akılla İnananlara... - Arzu KÖK

                                             Akılla İnananlara...

Hani bir fıkra vardır:

Avcılar, Temel önderliğinde ormanda ilerliyormuş. Karşılarına küçük bir delik çıkmış. Temel: “Yatın, tavşan deliği” demiş. Yatmışlar. Delikten tavşan çıkmış. Avlayıp yola devam etmişler.

Yolda bakmışlar, daha büyük bir delik… Temel: “Yatın, tilki deliği” demiş. Yatmışlar. Tilki çıkmış, vurmuşlar. Yola devam etmişler.

Sonra delik büyümüş. Bu büyük deliği gören Temel: “Yatın ayı ini” diye bağırmış. Ayıyı da avlamışlar. Avcılar Temel’in her şeyi bilmesinin rahatlığıyla keyiflenmiş…

Bir süre sonra kocaman bir delik çıkmış karşılarına… Temel’e bakmışlar. Temel: “Uşaklar” demiş,” …ne çikacağunu bilmeyrum. Siz yatın, ne çıkarsa bahtinuza!”

Ertesi gün gazetelerde şu haber görülür: “Dört avcı, tren altında kaldı.”

Şimdi bu fıkrayı niye anlattığımı merak ediyorsunuz. Açıkçası ben bu fıkrayı günümüzde ülkemize benzettim. Kapkaranlık bir deliğe doğru gidiyor gibiyiz. Sonucu kim belirleyecek belli değil. İsyanım, feryadım ülkem için… Sonucu sistem mi yoksa millet mi belirleyecek bilemiyorum ama umarım sonumuz o avcılar gibi olmaz.

Felaketten kurtuluş; Emperyal güçlere hesap sormadan önce, Türkiye'nin önünü tıkayan cumhuriyetin temel ilkeleriyle, laiklikle ve M. K. Atatürk'le kavgalı, derdi olan zihniyetten kurtulması ile olası görünüyor. Ancak bu durumda herkes kazançlı çıkabilir; üretenler ve tüketenler birlikte güç kazanabilir... Halkın ayağa kalkması, uyanması ve kurtuluşu ancak böyle olur...

Örgütlü cehaletin karşısına milli güçlerin derhal birleşip, ülkeyi bu örgütlü cehaletin hegemonyasından kurtarması şarttır... Tercih, Türkiye ve Türk Milleti olacaksa, yol budur... Bu gerçeği düşündüğümüzde, hedef ve amaç bellidir: Türk Milletinin geleceği için, varlığı ve huzuru için tüm milli güçlerin dayanışma içinde olması gerekiyor.

Türkiye'yi yaratanlar kendini "Türk" sayan, hisseden, kültür milliyetçisi Türklerdir. Bu söylem kan ırkçılığı asla değildir, doğru anlaşılmalıdır... Çünkü Türkiye'yi yaratanlar, kendini Türk kabul eden herkestir. Bunlar da Türkiye Türkleridir... Türkiye'yi yine bu bataklıktan çıkaracak olan da bunlardır. Bölücülük yapmayan, iyi niyetli, vatana, bayrağa, devlete bağlı her vatandaşın elinden tutanlar olacaktır ülkeyi bu bataklıktan çıkaracaklar... Başka çare ve seçenek yoktur. Aksi halde herkes yok olur... Gücü kendinde olan bir paradigma... Bilinmelidir ki; Türkiye olmadan ne Ortadoğu'ya, ne de dünyaya huzur gelir...

'Türkleri dışlarsanız yazılacak dünya tarihi olmaz' ifadesi bir gerçeği dile getirir. Hal böyle iken Türkiye, anlamsız projeler için neden piyon edilir anlamıyorum. Eğer Türkiye'nin ve Türk'ün yerini yanlış seçerseniz yanlış sonuçlar kaçınılmaz olacaktır. Tarihin merkezinde Türk vardır, bundan böyle de olmak zorundadır. Geçici hevesler birer sabun köpüğü olmaya mahkûmdur...

Ön Türk'lerle Anadolu vatan olmuştur; bunun tarihi başlangıç, "evvel ve ezel" zaman tünelidir... Türk'e düşman olanlara bunun hatırlatılması şarttır... Ortadoğu coğrafyasında yapılmak istenen sınır değişikliklerine izin vermek demek, Türkiye'nin dünya haritasından kalkması demektir.

Bu topraklar binlerce yıl boyunca yani antik çağdan, belki arkaik zamanlardan beri birilerinin işgal alanı, birilerinin site devletler yeri olmuş olabilir. Çeşitli güçler bu topraklarda hüküm sürmüş de olabilir; ama bu topraklar tarihte ilk defa Türklerin vatanı oldu; vatanın sınırları kanla çizildi...

Gelişmeler hepimizi endişeye sevk etmiş olabilir, hayallerimizi törpüleyebilir. Peki, yok mu olacağız? Asla! Ayrışarak mı temizleneceğiz? Hayır! Milli uyanışla şahlanılacaktır... Yani; Kimin hain, kimin it, kimin kiralık uşak, kimin de vatansever, milliyetsever, bayrak sever olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında kapılarda beklemedi, harekete geçmek için kimseden izin almadı. Köy Enstitüsü programlarını bol faizli krediler alıp borçlanarak yapmadı. Onlarca fabrikayı da öyle. Tarım ve hayvancılığı destekledi, köylülerini baş tacı ederek ülkeyi huzur ve refaha kavuşturdu. Yıkık, virane bir ülkeden tüm dünyanın imrenerek baktığı bir cumhuriyet kurmayı bildi bu millet. Bugün neden yapılamasın?

Milli bilinç bu anlamda açık tutulmalıdır. Bu millet eğer yeniden Mustafa Kemal Atatürk'te sezdiği samimiyeti sezer ise bu vatan için her şeyini yeniden feda etmekten çekinmez. Bu milletin dış güçlere ve onların parasına ihtiyacı yoktur. 

Üzülerek söylemek gerekir ki yanlışların acı sonu belli... Günümüz muhterislerine, kin yumağı, lafazanlarına bir uyarı olmalıdır bu satırlar! Zira biz acı sonu yaşamak istemiyoruz, ülkemizi seviyoruz…

                                                                           Arzu KÖK           

8 Kasım 2020 Pazar

Atatürk’ü Anlamak… - Arzu KÖK

 Atatürk’ü Anlamak…

 “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. “ ( 1929)

                                                                                                    Mustafa Kemal  ATATÜRK      

Türk Ulusu ne kadar anladı Atatürk’ü? Günümüze baktığımızda hiç denecek kadar az olduğunu gözlemliyorum ve içim acıyor. Günümüzde açıkça ortaya çıkan ve pervasızlığı marifet sanan karanlık odaklar tarafından Atatürk düşüncesine yeni düşmanlıklar üretilmekte, hedefler saptırılmaktadır ve ne acıdır ki Türk Ulusu da sessiz kalmaktadır tüm bu olup bitenlere.

Çağdaşlığa karşı geliştirilen düşmanca karşı devrim girişimleri, demokrasinin nimetleri de kullanılarak zaman içinde gelişmiş, devlet kurumlarında kökleşmeye başlamış ve artık cumhuriyet kazanımlarını hedef almaya başlamıştır. Kendi kafa çemberi dışında düşünce ve görüş kabul etmeyen, fakat çok ustaca bir maskeleme yoluyla takiyye yapan kadrolar, rejimi hedef alan yapılanma içinde olmayı sürdürmektedirler.

Farklı düşünce ve inançta olmanın zenginliği esasına dayanan çağdaş toplum olmanın gerekleri belli noktalarda yoğunlaşmaktadır. Bunların başında da laiklik gelmektedir. Toplumsal değerlerin çatışmadan bir arada yaşamasını sağlayan değer yargısı olan lâikliğin önemi işte burada ortaya çıkmaktadır. Bugünü ve geçmişi kıyaslamak gerek… Hem lâik hem de Müslüman olunabileceğini Atatürk, Cumhuriyet rejimi ile göstermiştir. Ancak bunu hazmedemeyenler sürekli Atatürk düşmanlığını teşvik etmiş ve desteklemişlerdir.

Dini motifler her toplumun bireyleri arasında harç niteliğindedir ve bunu inkâr etmek yanlış olur. Ancak, dini motifleri kullanarak insanlar üzerinde, toplum üzerinde baskı unsuru kurmak isteyen siyasi iradeler birinci derecede demokrasi ve Atatürk düşüncesinin düşmanlarıdırlar. Hacı esansı kokulu yerel yönetimler tarafından uygulanmaya konulan ve yöresel olarak belli alanlarda oluşturulmaya başlanan yasaklar, aslında kişilerin yaşam biçimlerini gösteren yeme-içme alışkanlıklarını sınırlamak değil, kişilerin özgürlükler bütünlüğünün bozma, bozulma hedefinden başka bir şey değildir.

Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken söylediği su ifade son derece önemlidir; “Cumhuriyetin kuruluşu ne bir soy ne bir ideoloji ne de bir din üzerine kurulmuştur; cumhuriyeti kültür üzerine kurduk.”

Kemalist düşüncenin temeli de bu ifadelerde saklıdır. Bu nedenledir ki, bunlardan, cumhuriyetten asla ödün verilmemelidir. Atatürk’ü anlamak için cumhuriyet kazanımlarını, özgür yaşamanın derinliğini, ibadetini zevk ve huşu içinde yapmanın huzurunu anlamak gerek.

Atatürk’ün, cumhuriyetin temelini dayandırdığı kültür üzerindeki vurgusunu milletimiz, başta aydınlarımız anladı mı? Biraz şüpheli!... Çünkü Atatürk düşüncesini istismar edenler de O’na düşman olanlar da, O’nun ticaretini yapanlar da, O’nun ardına sığınıp takiyye yapanlar da, esans marka ideolojilerini gerçekleştirmek için cumhuriyet kazanımlarını araç olarak kullananlar da, aydın geçinen diplomalı aydıncıklardır ne yazık ki. Vatandaş Ahmet, Mehmet bundan zaten haberdar değil.

Atatürk diyor ki; “Aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat genel olarak şu hatamız vardır ki, inceleme ve araştırmalarımızı yaparken temel olarak çoğunlukla kendi ülkemizi, kendi tarihimizi kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı dikkate almayız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, diğer milletleri tanır, ama kendimiz kendimizi bilmeyiz.”

Kurtuluş Savaşı verilirken Atatürk’ün çevresindeki en yakın dostları O’na Amerikan mandası veya İngiliz mandası fikrini önerirken O, “Ya istiklâl ya ölüm” demiş ve uygulamıştır. Günümüzde de tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi, ABD ve AB mandacılığının ötesinde uşaklık yapmaya hazır, idealsiz, ruhsuz insanların öttürdüğü köşe başı isteriz çığlıklarına bakıldığında, o günün zor şartlarında mandacı olarak adlandırılanların, bugünkü uşak ruhlulardan çok daha vatansever oldukları açıktır.

Atatürk’ün Türk Milletine en büyük hediyesi cumhuriyettir. Etrafınıza bakınız; bugüne kadar Ortadoğu’nun sefalet çamurunda debelenmeyen bir Türkiye var olabildiyse bu, Atatürk ve Cumhuriyet rejimi sayesinde olmuştur. Bugün o bataklığın içerisinde olmamız ise Atatürk ve Cumhuriyet değerlerinden uzaklaşmanın bir sonucudur.

Dikkatli olmak, sıkı durmak, yere sağlam basmak gerek. Ülkemin ve de ulusumun hem dışarıda hem de içeride düşmanı çoktur. Tarih boyunca kendine en fazla düşman yetiştiren bir ulus olduk.

Atatürk’ün ifade ettiği bu hedef anlamında bir tarih bilinci eksiğimiz var ne yazık ki. Toplumuzda eksik bazı değerler, anlamalar, algılamalar sorunu var. Geçmiş tarihe, toplumsal algılama ve değerlere sahip çıkma sorunu var…

Atatürk’e göre bir ulusu ulus yapan değerlerin başında tarih gelir. Uygulamalarında tarihin yerini ayrı olduğunu belirtir. Çünkü tarih, ulusların hayatını ve sürekliliğini göstermektir. Tarihi olmayan uluslar sürekli olamamışlardır. Medeniyetler kuran ulusların sürekliliğini sağlayan tarih ve dil birliğidir. Tarih ve dil yaratamamış olan ulusların hiçbir şekilde iz bırakamadıkları bilinen bir gerçektir. Günümüzde ise bizler tarihimizden uzaklaştırılıyoruz.

Atatürk’ü anlamak demek; ideallerini görmek, yaşama geçirdiği fikirleri görmek, fikirleri duygulara dönüştürmek demektir… Bunlar başarılmadıkça cumhuriyetin ve demokratik yaşamın kazanımları yaşanmadan silinir gider.

Hiçbir şeyi günümüzdekiler gibi kendisi için, kendi egosunu tatmin etmek için yapmamış, her şeyi ulusu için yapmıştır. Fani dünyadan çekip gittiğinde de milletinin kalbinde silinmeyen bir iz bırakmıştır. Bir insan için bundan daha büyük bir varlık, değer, miras olabilir mi?

Fi tarihinde öğretmen sınıfta öğrencilerine bir kompozisyon yazdırmak ister; Atatürk ile ilgili olarak bir konu verir; kompozisyon konusu; “Atatürk Türk Ulusu için neler yaptı?” Verilen sayfalar dolusu cevapları inceleyen öğretmenin dikkatini tek cümle içeren bir sınav kâğıdı çeker; “Atatürk ne yapmadı ki?”

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejimini yıkmak isteyenler de demokrasi merkezli Cumhuriyet idaresinde varlıklarını sürdürmekteler. Bu yıkıcı ve yok ediciler de varlıklarını Atatürk’e borçlular… Ulusun manevi değerlerini işportacı malzemesi yapan, karanlık kafalar da varlıklarını Atatürk’e borçlu…

Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde, Türk Ulusu ile birlikte, kurdukları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel kurumlarına kurşun sıkan zihniyetlerin oluşup gelişmesi de yine bu Cumhuriyet sayesinde olmuştur. Cumhuriyete düşman yetiştirilen karanlık kadrolar da, Atatürk’ün kurduğu rejim sayesinde devlet idaresinde söz sahibi olmuşlardır…

Tüm bu yaşanılacakları önceden görebilmiş olan Atatürk, geleceği gençlere emanet etmiştir. Geleceği gençlere emanet etmenin temelinde, sürekli ilerleme ve gelişme ruhu ve azminin yaşamasını, yaşatılmasını sağlama amacı vardır… Neden yaşlılara, orta yaşlılara değil de gençlere emanet ediyor Cumhuriyeti? Çünkü onlar gelecek demektir.

 Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi” bir şiir değildir… Geleceğe yönelik mesajdır, yol göstericidir. Gelecekte, nasıl özgür kalabileceğimizi anlatan bir söylemdir. Kullandığımız tüm özgürlükler bu söylemde saklıdır... Geleceğimize yönelik tehlike ve düşmanlara işaret ediyor, tehlikelere karşı korumaya çağırıyor...

Birlikte bir şeyleri yükseltebilmek, yurt sevgisine sahip olmak, değerler bütünü kültüre sahip olmak demektir Atatürk’ü anlamak…

Bir coğrafyaya, vatan toprağına, bir dile âşık olmanın sorumluluğu ile hep birlikte güzel bir şeyler yapabilme özlemidir Atatürk’ü anlamak…

Kırmadan, dökmeden, çatışmadan birlikte yapabilmek; varlığı da yokluğu da paylaşabilmektir Atatürk’ü anlamak…

Atatürk bizleri tek bir kişinin, padişahın kulu olmaktan değil aynı zamanda emperyalizmin esaretinden kurtarmış, esaret çemberini kırmış, vatandaşlığa gelmemizi sağlamıştır.  Birey olmamızı sağlamıştır. Kutsal kabul edilen tüm değerlerin yok olmasına, aşınmasına karşı durmuş; istiklâl demiş, vatan demiş, ulus demiş, bayrak demiş…

Bugün yine tek kişinin ve dolayısıyla emperyalizmin esaretine özlem duyup o yönde çalışanlar var… Bizler bu kazanımları korumalı ve Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma çabası göstermeliyiz.

Atatürk’ü doğru anlamalı ve özellikle gençlerimize anlatmalıyız. Kemalizm’i, Kemalist düşünceyi şekilcilikte değil, dimağda, kafada özümlemeli ve aktarmalıyız gelecek kuşaklara.

Bilgide, bilimde, çağdaşlıkta Atatürk’ü anlamak gerekmektedir. En büyük görev de bu bilince sahip aydınlarımızdadır.

Varlık sebebimiz, Milli Mücadele Ruhu ve kazanılmış istiklâldir. Bundan vazgeçtiğimiz an sonumuz gelmiş demektir. Yazıktır ki haini bol bir toplumun parçasıyız. Bu anlamda aydınlarımız bir kat değil, yüz kat daha çok çalışmalıdır…

 Arzu KÖK

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Bizdik!... - Arzu KÖK

Bizdik!...

21. yüzyılı yaşıyoruz. Ama hâlâ içinden çıkılmaz sorunlarla uğraşıyoruz. İnsan olmanın ayrıcalığı ve tadı unutulmuş birçoğumuz tarafından. 

 Bu dünya bizim değil; hiçbir zaman da bizim olmadı. Tarih kendisini ölümlerle tekrar edip duruyor. Ortadoğu cehennemi ile bu topraklar insan kanlarıyla dolup taştı ve yazık ki en son kendi kanlarımızla boğulacağız gibi görünüyor. İktidarlar nedeniyle ötekileşen toplumlar kendilerini yok etmekten, ‘Neden?’ ve ‘Niye?’ sorularına uzak kalıyorlar. 

Satranç tahtasında piyon görevini taşıyan biz zavallı insanların bir kısmı ise kendini rahatlıkla feda edebiliyor bir vezire, bir şaha... Oysa biz bu oyunun parçası değiliz ve olmak durumunda da değiliz. İnsanca yaşayabilme olasılığımız varken birbirimize tahammülümüz olmadı hiçbir zaman kendi gerçekliğimizden kaybolup insan gerçekliğinden kaybolup bizim olmayan hayallere dalıp kaybolup gidiyoruz

Batı ya da Doğu değil mesele. İnsan denilen yaratık bozuk sadece. Yürümeyi en az üç yılda öğrenen, uçamayan, oksijensiz üç dakikadan fazla yaşayamayan, karıncaların asırlardır yaptığı şehirleri bugün makineler ile yapabilen, tabiatın en zayıf halkalarından birisi, kendini tanrının mucizesi görecek kadar yüzsüz ne yazık ki.

Yazık ki burası bizim dünyamız değil. Burası insan ölümlerine üzülürken etnik kimliği dikkate alarak üzülenlerin, kendinden olmayanı yok etmeye çalışan, müsamahadan zerre nasip almamış, nefret dilini anadilleri bellemişlerin, bir kedi evine dahi tahammülsüz olanların dünyası. 

Peki neden böyle? 
Sorun ne?
Ne yetmiyor paylaşmak için?
Bu kin, bu hırs ne için?
Bu boğazlaşmanın adı ne?
Zamansız ölümlerin gerekçesini anlatabilir mi biri bana?
Ya da yok yere kıyılan doğanın?
Var olmak mı, yok olmak mı? 

İşte bütün sorun bu. Düşüncelerimizde her şeye, zalim kaderin yumruklarına, oklarına katlanmak mı güzel, yoksa diretip bela denizlerine karşı "Dur, Yeter! " demek mi?

Kim dayanabilir zamanın kırbacına, zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kötülere kul olmasına iyi insanın? 

Kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar hızlı işlemesine kim dayanır? 

Düşüncelerin ipe götürüldüğü, beyinlerin vıcıklaştırılmak istendiği bir çağı yaşıyoruz. 

Oysa hepimizin bu dünya, ama unutuyoruz. 

İdama giden günümüz bilimini; temeli, odağı, 'tohumu' olan düşüncelerin hep karşısında olduğumuzda asanlardan, katledenlerden daha 'suçlu' daha 'katil' ilan edildik. Çünkü 'bizdik' susan…

Hakimin kırılan kaleminin sesi kadar ses çıkaramayanlar 'bizdik'!

Bizdik haksız yere yitenlere, yitirilenlere 'iyi' dileklerimizi sunan…

Yine 'bizdik' kalp atışlarımızın 'bizi' ihbarından korkan…

Ve 'bizdik' maktul, mağdur, mazlum!...

Çünkü 'bizdik' asılan,

'bizimdi' asılanlar, 'bizimdi ' yakılanlar..

'bizdik’ Sokrates'i, Galile'yi, Deniz'i, Menderes'i öldürenler!


'bizdik' Sokratesler, Denizler...

'bizdik' Ankara'daki denizi kurutanlar…

'bizdik' kurutulan denizler…

şanlı tarihle övünen 'bizdik'

övülecek o tarihin kötü adamı da 'BİZİZ'!...

Çoğu kişi sevmese de bir şarkısında Müslüm Gürses çok güzel bir çözümleme yapar ve der ki: 'Yakarsa dünyayı garipler yakar.' O nedenle yapmamız gereken aslında sadece ‘İNSAN’ olduğumuzu anımsamak ve asla pes etmemek…  

Arzu KÖK