İdlib etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İdlib etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2020 Pazar

Ulusal Yas…- Arzu KÖK


Ulusal Yas…

Ulusal Yas, toplumu derinden sarsan büyük felaketler sonrasında veya önemli bir devlet adamının vefatı ilan edilir genelde. Ülkenin önemli devlet adamları öldüğünde ulusal yas ilan edilmesini anlıyorum. Ülke halkını derinden etkileyen tüm olaylar sonrası ulusal yas ilan edilmesini anlıyorum. Şimdi son yıllarda ilan edilen ulusal yas ilanlarına bir bakalım:

- 11 Eylül 2001'de Amerika'da ticaret merkezi olan İkiz Kuleler'e yapılan saldırı sonrasında da 13 Eylül'de Türkiye'de ulusal yas ilan edildi.

- 2 Nisan 2005'te Papa II. Jean Paul'ün ölümüyle de ülkemizde bayraklar yarıya indi ve ulusal yas ilan edildi.

- 2011 yılında Japonya'da meydana gelen deprem ve tsunami ardından hayatını kaybeden insanlar için Türkiye'de ulusal yas ilan edilmişti.

- KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 13 Ocak 2012 tarihindeki ölümünden sonra Türkiye'de dört günlük bir milli yas ilan edilmişti.

- Mayıs 2014'te Manisa'nın Soma ilçesinde 301 işçinin göz göre göre cinayete kurban gittiği Soma faciasının ardından üç günlük ulusal yas ilan edildi.

- Temmuz 2014'te İsrail tarafından Gazze'ye düzenlenen ve 1800'ü aşkın Filistinlinin hayatına mâl olan Koruyucu Hat Operasyonu'nun ardından Türkiye'de üç günlük ulusal yas ilan edildi.

- Aralık 2014'te Pakistan'da Taliban'ın Peşaver kentinde düzenlediği saldırıda çoğu öğrenci, 145 kişinin öldürülmesinin ardından bir günlük ulusal yas ilan edildi.

- Ocak 2015'te Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz el Suud'un vefatının ardından bir günlük ulusal yas ilan edildi.

- Haziran 2015'ta dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in vefatının ardından üç günlük ulusal yas ilan edildi.

- 10 Ekim 2015 ‘te KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin de bulunduğu birçok sivil toplum kuruluşu ile vatandaşların katıldığı Emek, Barış ve Demokrasi mitingi için toplanma alanı olarak belirlenen Ankara Tren Garı, terör saldırısının ardından 3 gün milli yas ilan edilmişti.

-28 Haziran 2016’da Atatürk Havalimanı terörün hedefi olmuştu. Düzenlenen hain saldırıda 42 kişi hayatını kaybetmiş ve ülke genelinde bayraklar yarıya indirilmişti.

- 24 Kasım 2017 tarihinde Mısır'da El Rawda Camii'ne Cuma namazı sırasında düzenlenen, 27'si çocuk 305 kişinin hayatını kaybettiği saldırı nedeniyle Türkiye'de bugün 1 günlük milli yas ilan edildi.

-İsrail Filistin gerginliğinin 2018’deki protestolara yansıması sonucu ölenler için Türkiye’de 3 günlük yas ilan etme kararı uygulanmıştı.

Aslına bakarsanız ülkemizi ilgilendiren, halkın yüreğinde derin izler bırakanları anlıyorum da diğerlerini anlamıyorum. Tabii bir de halkın yüreğinde derin izler bırakmasına rağmen ulusal yas ilanına gerek görülmediği durumlar var nedense… Mesela;

-2011 yılında Van'da meydana gelen deprem sonrasında resmi rakamlara göre 601 insan yaşamını yitirdi, 4152 insan yaralandı. Büyük hasara ve can kaybına sebep olan bu afetten sonra da ülkemizde ulusal yas ilan edilmedi.

-2013 Reyhanlı bombalı saldırıları, 11 Mayıs 2013'de Reyhanlı, Hatay'da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıdır. Resmi verilere göre saldırıda 52 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştır. Bombalı araçlarla düzenlenen bu saldırı, Ankara'daki bombalı saldırı öncesi Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı terör eylemi olarak kayıtlara geçmişti. Ancak bu olay sonrasında ulusal yas ilan edilmedi.

-20 Temmuz 2015'te, okul, kütüphane ve hatıra ormanı inşa etmek için Kobane'ye geçmek üzere Şanlıurfa Suruç'ta bekleyen Sosyalist gençlere bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda 32 kişi hayatını kaybetti, 100'den fazla kişi yaralandı. Bu olaydan sonra da ulusal yas ilan edilmedi.

-8 Temmuz 2018 Kapıkule'den İstanbul'a doğru hareket eden yolcu treni Çorlu yakınlarından geçerken yağış nedeniyle rayların altındaki toprak menfezin kayması sonucu 5 vagon devrilmiştir. Kazada 25 kişi ölmüş 317 kişi de yaralanmıştı. Ulusal yas ilan edilmedi.

- 24 Ocak 2020 tarihinde yerel saatle 20.55'te Türkiye'nin Elazığ ilinde meydana gelen, merkez üssü Sivrice olan ve yaklaşık 40 saniye kadar süren deprem meydana geldi. 41 vatandaşımız yaşamını yitirdi. Ulusal yas ilan edilmedi.

-4-5 Şubat 2020 tarihlerinde meydana gelen ve 41 kişinin ölümüyle sonuçlanan Van’da iki çığ düşmesi olayı yaşandı, ulusal yas ilan edilmedi.

- 27 Şubat 2020 tarihinde bizim olmayan Suriye topraklarında 33 askerimiz şehit oluyor. Ulusal yas ilan edilmiyor. Aksine kendi ülkesine karşı ayaklanan muhalif güçler Suriye’nin Kuvva-i Milliye ordusu olarak gösterilip göklere çıkarılırken benim askerim, bu vatanın evlatları umursanmıyor.

Şehit askerlerimiz için ‘Birkaç şehit’ ifadesi gülerek ifade edilebiliniyor. İçimiz yanıyor, çok yanıyor. Ama eğer bugün bunlar bu şekilde yaşanıyorsa suç yine bizim. Hani derler ya “Her ülke hak ettiği gibi yönetilir” diye. Yazık ki öyle. Hani bir öykü vardır “Siz ne iseniz, ben oyum...” adlı.

“Bir ülkede halk, hükümdara karşı ayaklanır. Haklıdırlar da; ne adalet kalmıştır ülkede ne düzen…

Hükümdar, ayaklanan halkı, meydandaki devasa bir havuzun etrafında toplar ve bir konuşma yapar. Der ki; " Kendinizi yormayın! Benden kurtulmak mı istiyorsunuz? Bu olanağı size tanıyacağım… Ancak sizden bir isteğim var. Şimdi ben bu havuzun üzerini kapattırıp, içini boşalttıracağım Sizden tek isteğim, bu havuzu süt ile doldurmanız. Herkes gece yarısından sonra tek başına gelecek ve bu havuza bir kova süt dökecek. Süt kovalarının dökülmesi sırasında, kimse kimseyi görmeyecek. Güneş doğarken hepiniz burada olun. Havuz süt ile dolduğunda,  tahtımı da  sarayımı da bırakıp gideceğim…”

Ertesi  sabah, herkes sevinçle toplanır havuzun başına. Öyle ya; artık bu düzenbaz hükümdardan kurtulacaklardır. Hükümdar da gelir ve üzeri kapalı havuz açılır. Bir de ne görsünler?... Havuz,  besberrak suyla doludur. Çünkü herkes “onca sütün içinde, benim döktüğüm bir kova suyu kim fark edecek?” diye düşünmüştür…

Hükümdar, gülmekten kırılmaktadır. Gülmesi geçince der ki; "Gördünüz mü ey halkım? Siz ne iseniz ben oyum. Siz düzenbaz olduğunuz için içinizden kimi seçerseniz seçin, sonuç hiçbir zaman değişmeyecek. O yüzden ben tahtımda kalıyorum. Siz de layık olduğunuz, bu sistemin içinde kalacaksınız…””

Şimdi bir düşünün isterseniz bugün yaşadığımız her şeyin nedenini ve önce herkes kendinizi sorgulasın. Başka yolu yok…


Arzu KÖK 










23 Şubat 2020 Pazar

Suriye Çıkmazı - Arzu KÖK


Suriye Çıkmazı

Suriye iç savaşı dokuz yılı aşkın bir süredir küresel siyasetin merkezinde ve ne yazık ki tüm yaşanan acılara rağmen henüz siyasi çözüm ufukta görünmüyor. Farklı hesaplar ve stratejik hedefler doğrultusunda çıkarlarını gerçekleştirmek isteyen aktörler mücadele alanı olarak Suriye’yi seçmiş durumda. Gerek küresel gerekse de bölgesel aktörler kapasitelerinin yettiği düzeyde meseleye dahil olarak çatışma sonrası siyasi düzenden en fazla şekilde yararlanmayı planlıyor. Her yeni günde farklı ittifak oluşumlarının ve alternatif senaryoların ortaya çıkması mücadelenin ne denli karmaşık ve çetrefil olduğunu gösteriyor. Karşımızda sadece bir ulus devletin iç savaş sorunu değil, küresel siyasetin Suriye sahasına aksettirdiği içinden çıkılmaz bir hesaplaşma var.

“Savaş, mızraklı, trompetli bir bayram değildir… Onun manzarası kandır, ölümdür…” diyor ya Tolstoy. Gerçekten de öyledir. Akdeniz’de hayati bazı devlet çıkarlarımız üzerine planlar yapılırken buradaki kaynaklar paylaşılıp Türkiye dışlanırken biz enerjimizin büyük bölümünü İdlib’e Suriye’ye harcıyoruz. Enerjimizi ve maddi gücümüzü harcamakla kalmıyor ardı ardına şehit haberleri geliyor o topraklardan.

Endişe içindeyiz. Zira Kuveyt işgali nasıl ki Saddam'ın sonu ve Irak'ın bölünmesiyle sonuçlandıysa, Suriye meselesi de buna benzer emareleri fazlasıyla taşıyor. Ne yazık ki daha da fazlasıyla. Çünkü; Kuveyt işgalinde baş ve belirleyici aktör Amerika Birleşik Devletleri olmasına rağmen, Suriye meselesinde durum daha farklı. Rusya ve diğer güçlü devletler de meselenin içine girince doğal olarak işin ciddiyeti daha bir artıyor. Churchill’in o ünlü; “İngiltere’nin hiçbir zaman ezeli dostları ya da düşmanları yoktur, daimi çıkarları vardır.” sözü geliyor usuma. Zira tüm ülkeler çıkarları doğrultusunda bu işin içinde.

Suriye meselesinde Türkiye'nin izlediği politikayı, açıkçası kafasını kuma gömüp, hiç bir tarafının görünmediğini sanan devekuşuna benzetiyoruz. Soçi ve Astana süreçlerinde, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunur görünen Türkiye'den; Suriye'yi gerçek sahipleri olan çeteci muhaliflere teslim etmek ve nihayetinde Esad rejimini devirmeye evrildi. Bir devletin izlediği dış politika nasıl bu kadar düşüncesiz olabilir sorusunun cevabını vermek gerçekten çok zor. En başından beri bölge doğru okunamamış, yanlış beklentilerin peşinden koşulmuş ve ülke, “kırk katır mı, kırk satır mı” misali, bir sorunlar yumağının içine hapsedilmiştir.

Rusya ve ABD; bir müddet için Türkiye'nin kendi kendine gelin güvey olduğu "emperyal devlet" olma rolüne kıs kıs güldüler. Bırak çocuk kendisini biraz avutsun, egosunu tatmin etsin, daha sonra icabına bakarız dediler. Bugün gelinen aşama, o rolün kullanma tarihinin dolduğuna işaret ediyor.

Ukrayna gezisinde Kırım'ın ilhakı konusunda Rusya'ya; Uygur Türklerinin sorunu için. Çin'e; Keşmir sorunu konusunda Hindistan'a; Libya sorununda tüm Arap devletlerini ve Rusya'yı; Doğu Akdeniz'de İsrail, Yunanistan ve Fransa'yı; Suriye ve Irak'ta başta Kürtler olmak üzere, tüm Ortadoğu'yu karşısına alan bir devletin, sağlıklı bir yaklaşım içinde olduğu düşünülemez. Yani bir devlet ancak bu kadar özel bir çaba harcar gibi tüm dünya ülkelerini karşısına alabilir.

Bütün bu sorunlar içinde bizi şimdilik en çok komşumuz Suriye politikası meşgul etmekte ve zora sokmaktadır. Dünün büyük dostu Rusya ile kapıştırılmak için özel ABD pohpohlamasını göremeyecek kadar siyasi körlük ile hareket eden bir çılgın politika ile karşı karşıyayız. “Yarın bir gün Suriye'de doğrudan Suriye ama gerçekte Rusya ile olası bir kapışmada ABD ( NATO) ne kadar arkanda duracak?” sorusunu sormak gerekiyor.

Felaket tellallığı yapmak istemiyorum. Lakin şurası çok açık ve nettir ki; şayet biz, Suriye ile bir savaşa girecek olursak bu, ülkenin sonu demektir. Ülkemizin parçalanmasına yol açacak kadar ciddi bir durum ile yüz yüze kalınmasına neden olacaktır. Tüm veriler bunu göstermektedir ne yazık ki. Umarız bu hataya devam edilmez…

Tüm bu gerçekler doğrultusunda, umarız ki bir an önce ülke güvenliğini önceliğe alarak diplomatik dilimizi ivedilikle yumuşatır,  hamasetten uzak, her türlü ihtimalin ülke çıkarları doğrultusunda değerlendirildiği,  sağduyulu ve öngörülü bir dış politika izler hale geliriz. Yine söylüyorum ki yoksa sonumuz felaket olacaktır. 

Arzu KÖK