Özgecan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özgecan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2017 Cumartesi

Müftü Nikâhı - Arzu KÖK

Müftü Nikâhı

Bildiğiniz üzere, nüfus kanununda yapılacak bir değişiklikle resmi nikâh kıyma yetkisi, belediye memuru ve muhtarlardan başka il-ilçe müftülerine de genişletilmek üzeredir. Kanun tasarısı TBMM gündemindedir.

TÜİK’in 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre bu ülkede yaşayan bireylerin yüzde 97.1’i hem resmi hem de dini nikah yaptırmış. Örneğin 2006 yılında hem resmi hem dini nikah yaptıranların oranı yüzde 85.9 imiş… 10 yıllık süre içinde uygulanan toplumu muhafazakârlaştırma uygulamalarına bakıldığında bu 10 puanlık artış hiç de şaşırtıcı değil.

Rakamlara baktığınızda: 1- Dini nikâh yaptırmanın önünde herhangi bir engel yok. 2- Bu ülkede insanlar resmi nikâhın yanında bir de dini nikâh kıydırmayı zaten bir ‘gereklilik’ olarak görüyor. Durum böyle iken bu ısrara ne gerek var?

Aslına bakarsanız halka kabul ettirmek adına sürekli savundukları gibi gerekli prosedürler yerine getirildikten sonra, nikâhı belediye memurunun kıymasıyla il-ilçe müftülerinin kıyması arasında bir sıkıntı ben de görmüyorum… Ancak keşke bu kadar masum olsaydı bu tasarı… Gözüne fener tutulan tavşan örneğindeki gibi tasarının diğer maddelerine baktığınızda bu durumun ciddi riskler taşıdığı gözlerden kaçmıyor. 

Bu tasarı ile sadece aile değil, devlet ve egemenlik parametrelerini de tahrip edecek boyutlar söz konusudur:

1) Bildiğiniz gibi ülkemizde, 16 yaşından küçük kız çocuklarının evlilikleri ve bu evlilikten doğan çocukları ve buna izin veren aileler ceza almamak adına bu durumu devlete bildirmiyorlar. Sonuç olarak bu evlilikler kayıt dışı, doğan çocuklar ise yasal olmayan bir birleşme sonunda doğan(nesebi gayri sahih) statüsünde sayılıyorlar… İşte bu yasa aslında; hacmi ve boyutları iyice artan ve toplumsal hasarların ötesine taşacak raddede tehlikeler üretmeye başlayan “nesebi gayri sahih” kapasitenin idari bir değişiklik hamlesiyle “nesebi sahihleştirme" projesidir… Tasarıya göre; bundan böyle sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların (evde doğumlar gibi) nüfus müdürlüklerine doğum bildirimi, resmî belgeye dayanarak yapmak yerine sadece sözlü beyanla yapılabilecek. Ne yazık ki son yıllarda taciz, tecavüz ve çocuk istismarı gibi iğrenç cinsel suç vakaları en üst seviyelere çıkmıştır. Bu tasarı, bu haliyle erken yaşta zorla evliliklerin ve diğer bazı cinsel suçlarla alakalı meşruiyet üretebilir... Toplumun baskısı ile geri çekilen “tecavüzcüsüyle evlendirme” yasasıyla yapılamayan şeyin yapılması anlamı da taşır bu. Çünkü bu vakaların çoğu genelde doğum nedeniyle gidilen hastanelerde kimlik çıkarma zorunluluğu nedeniyle ortaya çıkmaktaydı! Şimdi bu madde ile sözlü beyanın aslı astarını araştırmak mülki idare amirinin emriyle yapılacak araştırmanın insafına bırakılıyor. Bu iş yapılırken doğabilecek gevşeklik ve istismar alanlarıyla ilgili ne tür yaptırımların uygulanacağı konusunda ise ortada hiç bir şey yok. 


2) Mevcut İl-ilçe sayısı/müftülük sayısı ve yılda kıyılan resmi ve gayri resmi nikâh kapasitesinin aritmetiği ile bu tablonun doğurduğu iktisadi-sosyolojik durum öne çıkartılacak ve böylece müftüler resmi nikâh kıyma yetkisini alt kadrolarla paylaşmak durumunda kalacak ve bu anlamda da bir yasal düzenleme yapılacak gibi düşünüyorum nedense. Çünkü toplam il-ilçe sayısı dolayısıyla müftülüklerin sayısı ve yıllık nikâh kıyma sayısı ile müftülerin günlük iş akışı dikkate alındığında, müftülerin bu işi özellikle Doğu ve Güneydoğu'da imamlara ve “mele” denilen kişilere devretme ihtimali çok yüksek. Eğer il-ilçe müftülerinin resmi nikâh kıyma yetkisi imam-vaizlere dek indirgenecek olursa, ortaya siyasi ve toplumsal istikrarı ciddi risklere atacak bir tablo çıkar.


3) Kanun taslağında ayrıca il-ilçe idare kurul kararlarıyla soyadlarının tashih edilebilmesi veya değiştirilebilmesi gibi bir madde de var. İdari kararla nüfus kaydı değişimi, bir kitleyi tehcire kadar götürebilecek bir potansiyel taşıyor olup mevcut medeni hukuk (kişiler, aile, miras, vd.) düzenini alt üst etmekten başka problemlere de yol açacaktır. Dinî-etnik-mezhebi sivil toplumcu fay hatları, soyadlarından sterilize edilmek ya da baskıya dönüştürülerek keskinleştirilmek istenebilecektir. Bunun sonucu da her açıdan tam bir felâket olacaktır.


Kısaca yukarıda gördüğüm bazı konulardaki endişelerimi dile getirdim. İyimser olmak istiyorum ama bunun için ne yazık ki zemin çok çok zayıf. 

Son açıklanan 2016 Çocuk İstismarı Raporu’na göre son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 arttı. Ama aynı dönemde çocuk istismarı vakalarında “iyi hal ve saygın tutum indirimi” rutin uygulama halini aldı. Salgın hale gelen çocuk istismarı vakalarına karşı, cinsel eğitim ve istismardan korunma eğitiminin yaygınlaştırması gerekirken eğitim cihat naraları ile giderek gericileştiriliyor. Eğitimdeki bu gerileşme ise kadın düşmanlığını daha da tetikliyor.

Yine son verilere göre Türkiye, 18 yaş altında evlendirilen kız çocukları oranında Avrupa’da birinci sırada ve neredeyse her 3 evlilikten biri çocuk evliliği.  Dini nikâh çocuk evliliklerini yaygınlaştırıyor; çocuk evliliklerinin normalleşmesi, çocuk istismarını ve erkeklerin çok-eşliliği kültürünü besliyor: Erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının çoğu ikinci eş, kuma olarak verilmekte ne yazık ki. Şimdi söyleyin bana devletin kendi yaptığı istatistiksel sonuçlar bile böyle iken nasıl iyimser olsun insan? Nasıl bu yasaya karşı çıkmasın?

Şimdi sorarım sizlere:

Bundan sonra daha fazla kadın tecavüze uğrayacak; daha fazla genç kız, masum “Özgecan”ın uğradığı duruma maruz mu kalacak?

13 yaşındaki çocuk gelinlerin dünyasında mı yaşayacağız artık?

15 yaşındaki küçük kızın tecavüze uğradıktan sonra aile büyüklerinin bir araya gelerek anlaşması sonucu 30 yaşındaki adamla evlenmesine mi şahit olacağız? 

Küçük yaşta evlendirilen bu küçük kızların, kadınların İntiharlarına mı tanık olacağız?

Tecavüzcüsüyle evlenmek istemeyen bir kızımızın sokak ortasında namus cinayetine kurban gitmesine mi tanıklık edeceğiz? 

Karanlığa bir toprak daha mı atacağız?..


Arzu KÖK

1 Şubat 2017 Çarşamba

Kadınlar!...- Arzu KÖK

Kadınlar!...


Şimdi OHAL’li, savaşlı, bombalı ve krizli bir ortamda referanduma gidecekmişiz. Bizden egemenliğimizi oylamamızı istiyorlar. Meclisteki itaatkâr vekiller sayesinde geliyor önümüze bu oylama. Ne acı. 

 CHP bu karar çıkmasın diye mecliste çok bağırdı. Ama başaramadı. Başaramazdı da. Zira taktik yanlıştı. Çünkü CHP’nin,  AKP tabanına hitap ederek, onları gerçek çıkarları konusunda bilgilendirerek AKP’den koparma politikası hep başarısız oldu, olmaya da mahkûmdur. Çünkü AKP tabanı, Siyasal İslam’ın hegemonyası altındaki kesim, AKP’ye oy verirken ne yaptığını biliyor!... O nedenle anlamını yitirmiş bir mecliste sert konuşmalar yapmak, çoktan rafa kalkmış demokrasi varsayımını ölçü alarak eleştirmek, kapı kapı dolaşarak anlatmak, bir hegemonyanın ifadesi olan bu bilme durumunu değiştiremez. Önce hegemonyayı sarsmak, karşısında bir başka gücün olduğunu pratikte göstermek gerekir. Bu ise çok zor gibi görünse de aslında bugün hâlâ başarılabilinir. Zaten siyasal İslam, bu olasılıktan korktuğu için, OHAL’e dayanıyor, totaliter bir rejim arzuluyor. Şili duvarlarına; Pinochet'in yaptıklarına ve ona dur demek adına 1986 tarihinde “Şimdi mücadele zamanı! Yarınlar bizim!” yazısı yazılmamış mıydı? 

Yine o yıllarda Şili diktatörü Pinochet'e karşı referandumda "HAYIR" diyen kadınların bir şarkısı vardı (Isabel, Javiera, Tita Parra. Penna, Echeñique - No lo quiero No, No. Plebiscito 1988):


No me gusta no

No es anillo que brilla en la mano/no es príncipe pa’ los gitanos/no es la espada para el mosquetero/no es enigma para el hechicero./No no no/no me gusta no…/Me hace mal verlo todos los días/me molesta su sonrisa fría/me incomoda su literatura/me deprime su mini cultura/No no no/no me gusta no…/No prospera su teje y maneje/no convence su cara de jefe/no produce versos emotivos/no provoca tenaces gemidos/No no no/no me gusta no…/No se crea que es indispensable/no se piense eterno y durable/no me agobien con tanta lesera/no me agrada de ni una manera./No no no/no me gusta no…/No hay palabras para definirlo/no hay espacio para describirlo/no hay versión para justificarlo/no hay salud para clasificarlo./No no no/no me gusta no…/No intervengan los enamorados/no molesten los apasionados/no descarten ni una coincidencia/no sugieran la menor paciencia./No me gusta no/No lo quiero no


"Elinde parlayan bir yüzük değil/Çingene prensi değil/Şövalyenin kılıcı değil
Büyücünün sırrı değil/Hayır Hayır sevmiyorum/Hayır Hayır/İstemiyorum Hayır Hayır/Onu her gün görmek deli ediyor beni/Gülümsemesi donduruyor içimi/
Sevmiyorum yaptığı edebiyatı/Sığ kültürü çok sıkıcı/Hayır Hayır sevmiyorum/ 
Hayır Hayır/İstemiyorum Hayır Hayır/Sözlerinin bir hayrı yok/Duygularıma hitap etmiyor/Hiç de ilgimi çekmiyor/Hayır Hayır sevmiyorum/Hayır Hayır/İstemiyorum Hayır Hayır /Vazgeçilmez zannetmeyin/Ölümsüz olduğunu düşünmeyin/Bu saçmalıklarla doldurmayın kafamı/Sevmiyorum işte bu adamı”


Kadınlar bu şarkı eşliğinde yaptılar eylemlerini. Kendileri ve çocuklarının geleceği adına mücadele ettiler ve kazandılar: Pinochet gitti. 

Kadınların gücü ortadaydı. İşte bu nedenledir ki asıl kadınlar “HAYIR” demesini bilmelidir. Tarih bize kadınların mücadelesinin en kritik zamanlarda, toplumun gitmekte olduğu yönü belirleyebildiğini çoğu zaman göstermiştir.  En basiti bizler Kurtuluş Savaşımızı cephelerde savaşan erkekler kadar, onlara silah taşıyan kadınlarımız sayesinde kazanmadık mı? Tecavüzcüsüyle evlenmeyi öneren yasa tasarısı yine kadınlarımızın itirazları sonucu geri çekilmedi mi? Bunun gibi dünyada pek çok örnek bulup saymak olasıdır. Rosa Lüksemburg, “önce hareket var” diyordu. 

Gücünü yadsınamayacak biçimde ortaya koyabilen bir hareketlilik yaratmadan, hegemonyanın etki alanındakilere nüfuz etmek kolay olacak gibi görünmüyor. İşte bu nedenle herkesten önce kadınlar harekete geçmelidir. Kadın dernekleri bu konuda ne düşünüyor açıkçası bilmiyorum ama asıl mücadele etmesi gerekenler onlardır. Zira gelecek bizlerden çok uğurlarında canlarımızı seve seve vereceğimiz evlatlarımıza aittir ve evlatlarımızın geleceğinin karartılmasına izin verme hakkımız yoktur.

Kadınlar unutmasın ki bu referandumda; kadın erkek eşitliğine asla inanmayan ve fıtratta eşit olmayanların kadın mı kız mı olduğuna eskiden beri pek meraklı olanlarla ilgili anayasa oylamasında, kadınların birinci sınıf insan olup olmadığı da oylanacak! 2010 Anayasa referandumunda kadınlara “Pozitif ayrımcılık” vaat edilip sonra şiddet, cinayet, taciz, tecavüz cehenneminin kapılarını sonuna kadar açılmadı mı? “Pozitif ayrımcılık” vaadinin aslı astarı erkek egemen korumacılık kılıflı negatif ayrımcılıktan ibaretti ve o zamandan bu yana binlerce kadının öldürülmesine, cinsel şiddetin apaçık biçimlerde yaygınlaşmasına ve çocukların bedenlerine kadar uzanmasına neden oldu. Medeni kanun, eğitim müfredatı, miras hakları, boşanma hakları, ceza yasası, okullar, fetvalar, meydanlar, işyerleri ve sokaklar; kadınları erkeklerin ve ailenin malı sayan; dağılan erkek egemenliğini dinsel kurallarla yeniden meşrulaştırmaya çalışan “Pozitif ayrımcılığın” kadınlara saldırısının başlıca alanlarına ve araçlarına dönüştü. Şimdi bu ülkenin kadınlarına bir de bu görüşün meşrulaştırılmış, geri dönüşü imkânsız hali dayatılacak. Ama kadınlar “HAYIR” dediğinde bu hiç de kolay olmayacak!...

Çünkü biz kadınlar, yediden yetmişe, sağcıdan solcuya, kürtaj yasası ile bedenlerimizi nasıl zapt etmek istediğinizi gördük; beden demişken, Özgecan’ın nasıl katledildiğini ve sizin ağzınızdan dökülen fıtrat sözlerinin nasıl kadın kırımlarını kışkırttığını; Ensar Vakfı’nda çocuklara nasıl tecavüz edildiğini ve sizin onları nasıl bağrınıza bastığınızı… Aladağ’da yanan kız çocuklarını gördük; önce öne sürüp sonra yanlış hesap kadınlardan dönünce geri çektirdiğiniz tecavüzü aklama yasanızı… Şimdi bizi her şeyin tek bir adamın ağzından çıkan söze bağlı olduğu, kimsenin bu tek adamı denetleyemediği, hatta kimsenin bu adama soru bile soramadığı bir “itaat” dünyasına hapsedebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? İşte tüm bunlar için kadınlar birleşip güçlü bir şekilde “HAYIR” demelidir. 

Aristofanes’in Lizistrata’sından bu yana biliyoruz ki, kadın “HAYIR” derse, fallus kırılır, yaşam durur. İşte bu nedenle kadınlar bu gidişe dur diyecek ve her şeyi değiştirip tarih yazacaklardır. İnanmak istiyorum…

Arzu KÖK