Tekel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tekel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2018 Salı

Şeker Fabrikaları!... - Arzu KÖK

Şeker Fabrikaları!...

Bir sabah uyandık, sabah haberlerine göz atalım derken bir de baktık ki Şeker Kurumu kapatılmış. Hükümet üyeleri 27 Kasım 2017 tarihinde Bakanlar Kurulu’nda karar alarak Meclis’e danışmadan, ilgili örgütlerin fikrini almadan, Türkiye’nin ulusal şeker sektörünü yönlendiren kurumu ortadan kaldırıyor. Meclis’te tartışılmasını da istemiyorlar. Sonra bir gün kalkıyoruz ki Şeker Fabrikalarının satışı onanmış. Kanun Hükmünde Kararnameyle...


 Peki neden kararnameyle? Hiç düşündünüz mü? Benim bildiğim kararname ulusal güvenlik tehditi durumunda devreye girer. Peki Şeker Kurumu’nun ulusal güvenlikle nasıl bir ilişkisi olabilir ki? Ekonomide köşe taşı değerinde bir kurum neden Meclis’in tartışmasından kaçırıldı? Taşeron işçisine kadro meselesi ve FETÖ’cülerin devletten atılması hakkındaki uzun metnin arasına sokuşturmanın anlamı neydi? Kimin ihtiyacıydı? Pancar üreticisi mi istedi? Şeker fabrikaları güvenliğin, ekonominin önünü mü tıkıyordu?

Herkes şokta... Ulusal kaygılar unutulmuş… Bu durum için bir açıklaması olan varsa da beri gelsin. Hükümetin ağzını bıçak açmıyor. Her zaman olduğu gibi  “Ben yaptım, oldu” diyor sadece. Ziraat Odaları, Ziraat Mühendisleri Odası, Pankobirlik, belki de Şeker-İş... hepsi ısrarla bu kurumları kapatmanın, fabrikaları elden çıkarmanın ne büyük felaket olduğunu haykırıyor ama duymak istemiyor hükümet.

Tarımsal sanayinin itici gücü durumundaki şekerin Türkiye’nin ve üreticinin sosyo-ekonomik durumunu iyileştiren bir sanayi bitkisi olduğu, bu kurumların ve fabrikanın kapatılmasının bu sektöre nasıl bir darbe vuracağı düşünülmedi mi acaba? 

Şeker pancarı tarımı ile Türkiye’nin 64 ilinde, 6 bin 206 köyde, 348 bin 237 çiftçi ailesi geçimini sağlıyor. Türkiye’de bir yılda 228 Pancar Bölge Şefliği denetiminde, 580 alım merkezi yoluyla, 3 milyon 284 bin 369 dekar alanda pancar ekimi yapılırken, 15 milyon ton elde edilen pancardan 2 milyon ton şeker üretiliyor. Sırf böyle baksanız bile şeker pancarının sağladığı katma değer yadsınamaz boyuttadır. Pancarın ekonomiye katkısı ise saymakla bitmez ama ana hatlarıyla bir geçelim:

- Bir dekar şeker pancarının yan ürünlerinden, 50 kilo et, 500 litre süt üretiliyor.
- Bir dekar şeker pancarının besin değeri 500 kilo arpaya eşdeğer durumda. Bir başka deyişle bir dekar şeker pancarı ile aynı zamanda 2 dekar arpa yetiştiriliyor.
- Şeker pancarının bir dekarıyla sağlanan istihdam değeri 3 bin 300 dolar iken, GSMH’ye katkısı ise 2 milyar doları buluyor. . Bir dekarda ortalama 4 ton şeker pancarından, 550 kilo şeker elde ediliyor.
- Türkiye’de tüketilen toplam gübrenin yüzde 10’u şeker pancarı tarımında, yine toplam tüketimin de yüzde 20’si pancar üreticileri tarafından kullanılıyor.
- Pancar, tarımda münavebe uygulamasının öncüsü ve sulu ziraatın yaygınlaştırıcısı rolünü üstleniyor. Bir dekarın fotosentez yoluyla havaya verdiği oksijenin, 6 kişinin bir yılda tükettiği oksijene eşdeğer olduğu kaydediliyor.
- Yan ürünleri, baş-yaprak, yaş pancar posası ve melası hayvan yemi olarak kullanılıyor. . Şeker pancarının bir dekarı yaklaşık 8 işgücü istihdam ediyor.
- Şeker pancarı endüstri bitkileri içinde sağladığı katma değer bakımından 2. sırada yer alırken, kendinden sonra ekilen hububatta yüzde 20 verim artışı sağlıyor. Pancarın baş ve yapraklarının toprakta bırakılması halinde dekara 4 kilo saf fosfat, 15 kilo saf potasyuma eşdeğer besin maddesi veriyor.
- Yılda yaklaşık 25 milyon tonluk taşıma hacmi yaratarak, taşıma sektörüne büyük bir pazar oluşturuyor.
- Sulama suyu arayışlarını teşvik ederek yer altı ve yerüstü su kaynaklarından istifade imkânını artırıyor. Çapa ve hasat dönemlerinde 200 bin topraksız, az topraklı ve işsizlere 100 gün süre ile istihdam yaratıyor.
- Yılda yaklaşık fabrikalarda da 20 bin kişiye istihdam sağlıyor...

Sırf bunları bilmek bile hükümetçe alınan bu kararın ne anlama geldiğini, hangi ulusal çıkar gerekçesiyle yapıldığını açıklayacak bir veri bırakmıyor bizlere. Son zamanlarsa “yerli ve milli” kavramlarının çok kullanıldığını düşünürsek ülkemize bu kadar fayda sağlayan bir üretime son vermenin neresi milli, neresi yerli sormak gerekmiyor mu?

Tabii bir de nişasta bazlı şeker üretimi ve bu üreticilerin hükümete baskıları var değil mi? Nişasta bazlı şeker üretimi kotası AB ülkelerinde yüzde 2 iken Türkiye'de yüzde 10'la başladı Hükümet her yıl bu kotayı artırdığı için pancar üretimi ve pancar şekerinin pazar payını azaldı. 1996'da 4 milyon 200 bin dekarda pancar ekilirken, 2014'te 2 milyon 875 bin dekar alana düştü. Şimdi ise hükümet bu üretimi tümden açtı. Oysa nişasta bazlı şeker Türkiye için çok büyük bir risktir. Hammaddesi mısırdır ve dışarıdan ithal edilmektedir. Ekonomi için büyük zarar. Hadi mısırın Türkiye’de üretildiğini düşünelim ama onun sağlayacağı katma değer şeker pancarının yanına bile yaklaşmamaktadır. Bu durumda da hep o soru: Nerede ulusal kaygılar? 

Şimdi hükümet diyor ki Şeker Fabrikaları özelleştirilecek. Peki ama biz TEKEL’de, SEK’te, Yem Sanayiinde yaşanan özelleştirmelerin kime ne getirdiği, kimden neleri götürdüğünü görmedik mi? Özelleştirilen süt fabrikalarının yerinde yeller esmiyor mu? Üreticinin sütünün fiyatı düşerken, tüketicinin aldığı sütün fiyatı yükselmedi mi? 290 milyon dolara özelleştirilen TEKEL’in içki bölümü, 2 yıl geçmeden -hem de yabancılara- 900 milyon dolara satılmadı mı? TEKEL’e şaraplık üzüm veren üreticinin ürettiği üzümün fiyatı gerilemedi mi? Et ve süt fiyatları maliyeti bile karşılayamazken yem fiyatları sürekli yükselmedi mi? Üretilen yemlerde kalite düşmedi mi? Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi de daha öncekiler de olduğu gibi sadece uluslar arası ya da uluslar üstü bir sermayenin değirmenine su taşımaktan öteye geçmeyecek ülkeye zararı çok büyük olacaktır. 

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi deneyi, geçtiğimiz dönemde, Polonya’da yaşanmıştır. Polonya’daki özelleştirme sonunda, şeker fabrikalarını satın alan çok uluslu şeker şirketleri, bu fabrikaları çalıştırmak yerine kapatmışlar ve dünyanın başka bölgelerinde daha ucuza ürettikleri şekeri Polonya’ya ihraç ederek Polonya ekonomisi aleyhine büyük kârlar sağlamışlardır. Yaşanan acı deney sonucu, Polonya, bir süre önce sattığı bazı şeker fabrikalarını yeniden devletleştirmek zorunda kalmıştır. Şimdi ise bizim hükümetimiz aynı yola götürüyor bizleri. Yazık… 

Bilindiğiniz gibi, ülkemizde de geçtiğimiz yıllarda Et Balık Kurumu özelleştirilirken de bilinçli dimağlar aynı uyarıları yapmış ama bu uyarılara kulak verilmemişti. Özelleştirme sonrasında ise hem ekonomik hem sosyal açıdan büyük önem taşıyan Et Balık Kurumu kombinalarının tümü kapatılmıştı. Bu durum ise hayvancılığımızın iflas etmesine, ülkemizin kaçak hayvan cenneti haline gelmesine ve sonuç olarak halk sağlığı açısından büyük bir tehdit oluşmasına yol açtı. Tüm bu skandallar sonrasında ise Et Balık Kurumu kombinalarının bir kısmının yeniden devlet tarafından satın alınarak faaliyete geçirilmesine karar verilmiştir. Ancak, bu arada, uğranılan zarar korkunç boyutlara ulaşmıştır da iş işten geçmiştir.  

Eğer yeniden böylesi bir facia yaşamak istemiyorsak, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi konusunda gerçekleri dile getirenlerin uyarılarına vaktinde kulak vermek yararlı olacaktır.

Aksi takdirde, son pişmanlık fayda vermeyecektir. 


Arzu KÖK

18 Ağustos 2017 Cuma

Kooşş Vatandaş Kooşş!... - Arzu KÖK

Kooşş Vatandaş Kooşş!...


Biliyor musunuz?

Kızılay’da yola tükürenlere kızmıyorum artık, sanata tükürenleri gördükten sonra… 

Pavyon kapatanlara kızmıyorum, AKM’ yi, tiyatroları kapatanları gördükten sonra…

Özelleştirme Haritası
Falanca partinin ‘kanlı mı gelsek kansız mı?’ sözüne kızmıyorum, Anıtkabir’de Ulu Önder’in huzurunda şeriat şovu yapanları, heykelini parçalamaya çalışanları gördükten sonra… 

El feneriyle hırsızlık yapanlara kızmıyorum artık, Deniz Feneriyle hırsızlık yapanları gördükten sonra... 

Rahmetli Cumhurbaşkanımıza kızmıyorum artık, özelleştirmede ilk köprüleri sattı diye, özelleştirme adına ülkeyi, geleceğini satanları gördükten sonra…

Haydi yok mu alan, batan geminin malları bunlar… 
Santral alana Orta Anadolu linyitleri bedava…
Yetişen alıyor… 
Kooşşşş…

Süt Kurumunu alana on Montofon on da Holstein cabası… 

Petlas’ ı, Botaş’ ı, T.E.K. ‘i, P.T.T’ yi alana başbakan yardımcısı bedava…

Şimdi müşteri beklemenin tam zamanı… 

Bunları falanca şehir esnafından bir işadamı mı alacak sanıyorsunuz. Zor alır… Sen kamuoyuna zarar ediyorlar diyeceksin, sonra da var mı alan diye çıkacaksın. Zararlı olanı kim alır? Tabi ki yabancı sermayeler ve Türkiye için ağzı sulanan kapitalist ülkeler. Kâr eden şirketler ithal kenelere, zarar edenlerse emeklilik yaşının artmasıyla yerli dedelere, ninelere…

Son 15 yılda, 10 liman, 81 santral, 40 işletme, 3 bin 483 taşınmaz, 3 gemi ve 36 maden sahası satıldı. Bunların arasında yıllarca devlet kasasına önemli gelir getiren kuruluşlar da var. Evet bu satışlardan toplam 60 milyar dolar gelir sağlanmış ama cumhuriyetin kuruluşuna da tanıklık eden ve para basan birçok kurum ve tesis, artık Hazine'ye düzenli gelir getiremeyecek.

TÜRK TELEKOM'un yüzde 55'i Arap sermayesi Ojer Telekom'a, TÜPRAŞ'ın yüzde 51'i 4.1 milyar dolara İngiliz Shell- Koç ortaklığına satıldı. 2006'da PETKİM'in yüzde 51'i 2 milyar dolara Azer Socar'a, TEKEL'in 6 adet sigara fabrikası 1.7 milyar dolara Hollanda merkezli British&American Tobacco'ya satıldı. TEKEL'in içki bölümünü 2003'te alan yerli Mey, 3 yıl sonra aldığı fiyatın 2,5 katına hisseleri ABD'li fon TPG'ye devretti. Fon 5 yıl sonra Mey'i özelleştirdiği fiyatın yaklaşık 10 katı fiyata İngiliz Diageo şirketine sattı. Özelleştirmelerin üzerinden geçen 10 yıllık süre içerisinde her iki kurum da yüksek kârlara ulaşarak değerlerini katladı. Ancak devlet stratejik öneme sahip bu şirketlerde kontrolü kaybetti. İşin en acı yanı ise bunların ortalama %70’i yabancıların eline geçmiş oldu.

İşin ilginç yanı ise ”Yapılan özelleştirmeler bizlere ne getiriyor, ne götürüyor?” diye gerçek anlamda sorup, üzerinde duran da yok. Her zaman olduğu gibi düz mantık kuruluyor: Para geliyor ya, gerisini boş ver… 

Son 15 yılda yabancı şirketler başta kamu kuruluşları olmak üzere, finanstan enerjiye, sağlıktan eğitime, perakendeden gıdaya kadar birçok sektörde ağırlığını artırdı. Bankacılık sektörünün yüzde 50'si, sigortacılık sektörünün yüzde 70'i yabancı şirketlerin kontrolüne geçti. İlaç pazarında hali hazırda 106 yabancı şirket var ve pazar payları yüzde 70 düzeyinde. Akaryakıt sektöründeki yabancıların payı yüzde 65, doğalgazda yüzde 15 olurken, 2008'de sıfır olan elektrik piyasasındaki yabancı sermaye payı, yapılan özelleştirmelerin ardından yüzde 20 seviyesine çıktı. Artık en önemli kaynaklar üzerindeki tasarruf hakkını kaybeder duruma geliyoruz. Zira yabancılar istedikleri zaman bütün yaşamsal kaynaklarımızı bizlere yasaklayabilirler…

Şimdi ise en çok gelir getiren bir kurumun özelleştirilmesi gündemde: Milli Piyango. 

Kooşşş vatandaş koooşşş… 
Batan geminin malları bunlar… 
Alın, kârınızı üçe katlayın. 
Piyango ikramiyesinden farksız bunlar… 
Koşşşş…

TEKEL'in 17 fabrikasını 292 milyon dolara alan Limak-Özaltın-Çarmıklı, bir yıl sonra, tek bir çivi bile çakmadan, 820 milyon dolara Amerikan şirketi Texas  Pasific Group'a  sattı.  O da 2.5 milyar dolara İngiliz Diego şirketine devretti. Gördünüz değil mi aradaki kâr farkını. Piyango ikramiyesi değil de nedir bu?

Cumhurbaşkanı'nın Isparta'da Amerikan merkezli Coca Cola fabrikasını açtığı gün 86 yıl önce kurulmuş TEKEL TEKİRDAĞ Rakı Fabrikası kapatıldı. Fabrikanın 102,5 dönümlük arazisi üzerinde konut-rezidans-alışveriş merkezi yapılacakmış. Yine aynı gün TEKEL'in 17 fabrikasından biri olan ve Atatürk döneminde Atatürk Orman Çiftliği'nde kurulu Bira Fabrikası'nın arazisinin hemen bitişiğindeki arazinin TOKİ tarafından Amerikan Büyükelçiliği'ne satıldığı çıktı ortaya. Bütün değerlerimizi yitiriyoruz bir bir…

Özelleştirmeyi sadece bir üretim tesisinin el değiştirmesi veya tesisin kamudan özel sektöre geçmesi olarak algılayanlar var. Oysa bundan ibaret değildir durum. Özelleştirme ekonomiyi çok sayıda olumsuz etkilerle karşı karşıya bırakan bir uygulamadır. Peki nelerdir bunlar:

-Arsa spekülasyonu 
-Beşerî sermaye kaybı 
-Borçların kamunun üzerine yıkılması 
-Dış bağımlılığın artması
-Döviz kaybı
-Ekonomik yolsuzluk (hortumlama, soygun, rant yaratma, kayırma)
-Gelir kaybı
-Görevi ihmal 
-Görevi kötüye kullanma 
-Haksız rekabete yol açma
-Halkı kandırma 
-Halkın malının sermaye kesimine aktarılması 
-Hukuk ihlali (usulsüzlük, usulsüz işlem, sözleşmeye uyulmaması) 
-İşsizliği artırma 
-Kamu kaynaklarına zarar verme (halkın malını gasp, devlet malını çarçur etme) 
-Kamunun borç yükünü artırma
-Kamu kaynaklarını peşkeş çekme 
-Kartel oluşturma 
-Pahalılığa yol açma 
-Sermaye stoku kaybı 
-Taahhütlere uymama 
-Tarıma darbe (hayvancılığa darbe )
- Ulusal güvenliğin tehlikeye atılması) 
-Ulusal kaynakların ya da piyasanın yabancıların eline geçmesine sebep olma
-Üretim kaybı (üretimi durdurma)
-Vergi kaybı

Ülkemizde bu saydıklarım içerisinde görmedikleriniz var mı? Peki ülkemizde yaşanmaya başlanmış bu sonuçlar bile artık özelleştirmelere son vermemiz gerektiğinin ispatı niteliğinde değil midir? Ama kimin umurunda…

Daha sırada satılacak birkaç tesisimiz kaldı ya, para getirecek ya hemen satılmalı değil mi? Hazineye girecek düzenli para kimin umurunda ki? Yukarıda bahsettiğim gibi Milli Piyango ile devam edecekmiş satışlar. Sonrasında TCDD, enerji santralleri varmış…
Biz şimdiden bağıralım yeniden:

Koooşşş vatandaş koooşşşş!...

            
            Arzu KÖK