Pakistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pakistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2019 Perşembe

Kadın!... - Arzu KÖK

Kadın!...

Kimdi kadın? Hiç düşündünüz mü? J. Saul şöyle tanımlıyor: “Beş bin yıldır kadın; kölenin kölesi. Ücretli kölenin evdeki hizmetçisi. Köylünün namusu. Küçük burjuva aydınının içki sofrasında mezesi ve ilişki albümünde yeteneğinin övüncesi. Kapitalist pazarın cinsel metası. Dindarın kapatması. Tanrının şeytanı. Erkek avcıların gülü, sözde aşk meleği . Oysa o, insanı "Rahminde" var edip, yaratan! Emziren, emeği ile büyüten, yani insan toplumunun sahibi...”

 Nazım Hikmet şiirinde şöyle tanımlıyor:
“Ve kadınlar 
bizim kadınlarımız: 
korkunç ve mübarek elleri 
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle 
anamız, avradımız, yarimiz 
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen 
ve soframızdaki yeri 
öküzümüzden sonra gelen 
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız 
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki 
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda 
ışıltısında yere saplı bıçakların 
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan 
kadınlar, 
bizim kadınlarımız”

Nazım Hikmet bu şiiri 1941 yılında yazmış. Peki 1941’ de yazılan bu satırlardan günümüze değişti mi acaba kadınımızın yeri? Pek değil. BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) yıllık ‘İnsani Gelişme Endeksi’ raporunda bu yıl üç sıra birden gerileyerek 79’uncu sıraya inen Türkiye, kadınlara fırsat eşitliği sunulması konusunda da alarm veriyor. Rapordaki ‘Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi’ (GEM) verilerine göre, Türkiye, bu alanda Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de gerisinde kalarak 109 ülke arasında 101. oldu. 

Ama siyasiler tüm bunları görmezden geliyor ve bakın neler söylüyorlar:

 “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.”
“Kadına şiddet abartılıyor.”
“Kız mıdır kadın mıdır bilemem.”
“Örtüsüz kadın ya satılıktır ya da kiralıktır.”
“Kadına şiddet azaldı fakat haberleri arttı.”
“Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak.”
“Kadın ve erkeğin eşit olması fıtrata ters.”
“Kadının tek kariyeri annelik olmalı.”

Bunlara ek olarak bir de kadınların hamileyken sokağa çıkmasını istemeyen profesörler, flörtün fahişelik olduğunu iddia edenler, kızlı erkekli evlerde kalınıyor diye hedef gösterenler…vs. bir sürü saçma sapan söylem var. Bunların hepsi cahil, eğitimsiz, kendini kadından üstün gören erkek müsveddelerini kadına karşı öfke ile dolduruyor. Bir de buna ülkede hakim olan "ben yaparım olur" dayatmasını eklerseniz, erkekler dayatarak, sırf kendi istedikleri için bazı şeylerin olmasını bekliyorlar. Olmayınca da "bir sus Hatun" misali kadını susturma yoluna gidiyorlar. Susturamadıklarında ise şiddete, öldürmeye, tecavüze varan bir noktaya gidiyorlar.

Son 17 yıldır kadın cinayetleri 14 kat arttı.  Kadın katillerinin sebep olarak gösterdikleri hep yukarıda saydığım söylemler olmuştur. (Açık giyindi, terk etti, yemek yapmadı gibi) Yargı sistemi ise nedense kadın katillerini sürekli akladı bugüne kadar.  Kadın katilleri sudan sebeplerle indirimler aldı, serbest kaldı. 

 Ülkemizde taciz ve tecavüz hızla artarken ana akım medya ve iktidar cinsel şiddete münferit olaylar muamelesi yaptı. Oysa taciz ve tecavüz cinsellik değil, gericilikten beslenen şiddet eylemleridir. Tecavüzcüler ise ruh hastası ya da sapık değil, birilerinden cüret alan gericiler, kadın düşmanlarıdır. Tecavüzcülere “akıl sağlığı yok” gerekçeleriyle indirimler verilmekte, kadının içkili olup olmaması, geçmişi, davalarda hafifletici sebep olmaktadır. Bazı medya kanalları “Mini etek giyen tecavüze uğrar.” diyerek tecavüzü normalleştirir hale gelmiştir. 

Kadın bedeni üzerinden gerici bir siyaset anlayışı uygulanmaktadır. Neoliberal  politika uygulayanlar, ucuz iş gücü ordusuna ihtiyaç duyarlar. Bu noktada ise hedef kadın bedenidir. “En az üç çocuk, anne olmayan kadın eksiktir” gibi söylemlerle kadınlar çocuk doğurmaya zorlanıyor. Doğum kontrol yöntemleri vatana ihanet olarak adlandırılırken, kürtaj ise katliam olarak tanımlanıyor. “Tecavüze uğrayan doğursun devlet bakar.” ve “Tecavüze uğradıysa niye çocuk ölsün, annesi ölsün!” söylemleri ise kadınların aklından uçup gitti mi bilmiyorum. Bu yönde bir karar çıkmış olmamasına rağmen kürtaj fiilen devlet hastanelerinde uygulanmamakta, doğum kontrol yöntemleri ise günden güne daha da yüksek bedellere ulaşmaktadır. 

Kadın yaşamının her alanında gerici bir baskıya maruz kalmaktadır. Sunulan ideal kadın tipolojisi; evden çıkmayan, iffetli ve erken yaşta evlenip çocuk doğuracak kadınlardır. Laikliğe yönelik saldırılar ve gericilik, oluşturulmak istenen bu kadın için referans niteliğindedir. Kadınların sokakta attığı kahkahadan, sürdükleri kırmızı ruja, giydikleri eteğin boyuna kadar gündelik yaşamlarının en ufak parçaları bile saldırının hedefi olmuş durumdadır ne yazık ki.

Kadını bastırmak, köleleştirmek istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki kadınlar güçlüdür,  kararlıdır. Yapmak istediklerini gözlerini kırpmadan korkusuzca yapabilme becerileri vardır. Hele ki sorun sevdiklerini korumak olunca gözlerini dahi kırpmadan icabında ölüme bile giderler.

Erkekler kadınların bu üstünlüklerinin sezgisel olarak farkındalar. Bu nedenledir ki kadınları ezmeye çalışmışlardır yıllardır. Kadının okumasına, ekonomik bağımsızlığını kazanmasına, sosyal statülerinin yükselmesine hep karşı çıkarlar. Kadını eve kapatmak, başını bağlamak, şiddet uygulamak, siyasette söz sahibi etmemek gibi hareketler hep erkek çaresizliğinin sonucudur. Zira kadınlar bu güçleri de ellerine geçirirlerse, kendilerine ekmek çıkmayacağından korkarlar.

İşte bu nedenledir ki, gücünü yüreğinden alan kadınlarımız artık hak ettiği yere ulaşmasını da bilmelidir. Yıllar önce vatanı için yaptığı birlikteliği aynı şekilde kendi ve gelecek nesillerin aydınlığı için de gerçekleştirmelidir. Gerçek yerini ve gücünü tüm görmek istemeyenlere göstermeli ve almalıdır. 

Bu anlamda ülkemin bütün kadınları uyanın artık, uyanın… Anasınız, ablasınız, bacı, kardeş, eş ve çocuksunuz. Her koşulda başların tacısınız. Ulusal Kurtuluş Savaşımız kadınlarımızın nasır tutan elleri ve sevgi dolu yüreğiyle kazanıldı. Kurtuluş Savaşında eli silah tutan Fatma Bacım gibi, ülkesini savunmada kahramanlık destanı yazan Nene Hatun gibi, adı bu ülkemizin topraklarına karışan binlerce anamız bacımız gibi direnelim, direnelim… 

Arzu KÖK

9 Nisan 2017 Pazar

Milletin Parası…- Arzu KÖK

Milletin Parası…

“Türk Kurtuluş Savaşı boyunca Hind Müslümanları (ki şimdi Pakistan deriz) Anadolu'da savaşanlara yardım için para toplama işini Muhammed Ali Cinnah ve ekibindeki ünlü Türk dostu ve Mustafa Kemal hayranı Gazi Nazrul İslam'ın organizesiyle gerçekleştirmişlerdir. Bu para yardımları altı seferde Anadolu'ya -Ankara'ya- Mustafa Kemal Paşa emrine verilmiştir. Ayrıca on binden fazla, bazı kaynaklara göre 16 bin gönüllü fedailer Anadolu'daki Türk istiklal hareketine katılmak için toplanmış. 

 Mustafa Kemal Paşa'nın henüz Çankaya Köşkü'ne taşınmadan önceki Ankara'nın ilk günlerinde İstasyon'daki Direksiyon binasındaki ikametgahına Nizamettin Bey (Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'nın kurduğu Hakimiyeti Milliye gazetesinin başına hem genel müdür hem de başyazar olarak getirdiği rahmetli Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu) çağrılır. Burada Mustafa Kemal Paşa, bankanın getirip kendisine teslim ettiği masadaki torbaları Nizamettin Bey'e göstererek;

 -Bunlar Hind Müslümanlarının Anadolu mücadelesine yardım için gönderdikleri altın paralardır. Tam da zamanında ilaç gibi imdadımıza yetiştiler. Şimdi bunları al ve arabama atlayarak Taşhan'a git. Yanına alacağın 2 kişi ile bunları sayıp, zaptını tutup maliye vekiline teslim et. Makbuzunu alıp bana getir. Paraları sayarken kapıya 2 nöbetçi dikmeyi de unutma. Hadi marş marş...

Hemen dediklerini yaparlar. Taşhan'ın özel odasında paraları sayarak 18 küçük torbaya doldurup maliye vekiline teslim edip, makbuzunu alırlar. Yine İstasyon'daki Mustafa Kemal Paşa'nın ikametgahına dönüp makbuzu kendisine teslim ederler.

Bu arada paraları sayarken bir tek altın sayım yapılan masadan yuvarlanıp zemindeki tahta döşemeler üzerindeki bir aralıktan kayıp bir alt kattaki at ahırlarına düşmüş. Bunu basit görüp önemsememiş ve üstünde durmamışlar. Laf arasında Paşa'ya bundan bahsedilince Paşa öfkeyle elini masaya vurarak şunları söyler:

-Babanızın parasından mı bahsediyorsunuz?.. O, milletin parası... O para ile bir Mehmetçiğin hayatı kurtulacak… Bir vatan parçası kurtulacak... Hemen gidin, o düşen parayı arayıp bulun. Torbasına koyun, maliye vekiline teslim edin. Makbuzu yeniden tanzim edin ve bana getirin.

Bu talimatının ardından önceki makbuzu geri verir. Nizamettin Bey ve beraberindekiler tekrar arabaya biner geri dönüp gereğini yaparlar. Aranır taranır ve o bir tek altın lirayı bulunur. Maliye vekiline teslim edilip alınan yeni makbuz Mustafa Kemal Paşa'ya götürülür. Paşa bir "Aferin" çektikten sonra ilave eder;

-Şimdi benim de size bir müjdem var: Bugünkü tabildotta kuru fasulye ile pilav var...

Bu paralar gerçekten Ankara için ilaç olur. Çünkü devlet 5 aydır memur maaşlarını verememiş, hatta mebuslar da maaş alamamıştı...”( Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu anılarından)

Şimdi diyeceksiniz ki bu meseleyi neden anlattı? Atatürk’ün millete ait tek bir kuruşa bile nasıl öen verdiğinin, her kuruşun bu vatan evlatları için ne anlama geldiğini bildiğinin ispatıdır bu mesele. Şimdi böyle mi? İktidarda olanlar bunca açlık sınırında yaşayan vatandaşımız varken Atatürk’ün verdiği kadar milletin parasına değer veriyorlar mı? Millet açken milletin parasını har vurup harman savurmuyorlar mı?

Hele ki şimdi bir referendum sürecindeyiz ve kanunların hiçe sayıldığı bir kampanya yürütülüyor. 
Özellikle evet bloğu, uçağından makam aracına, resmi/gayriresmi parti medyasından güvenlik güçlerinin kullanımına kadar devlet imkânlarının hepsini kullanıyor. Yetmiyor, kısıtlı gücüyle “HAYIR” kampanyası yapanlar engelleniyor, dövülüyor, eziliyor. Araçlarına el konuluyor. Bireysel kampanya yapanlar soluğu nezarette alırken, kurumsal kampanyalarda “HAYIR” için ne salon ne de billboard verilmiyor. Açık hava, yükseklik, doğa, mümkün olsa uzay bile “evet” için kullanılacak. Oysa oylanacak olan bir siyasi parti değil, anayasa değişikliği. Ama tek adam rejimi adına bütçe tepe tepe kullanılıyor.  Nereden geliyor bu değirmenin suyu? 

“Bu harcanan paralarla kaç okul, kaç hastane veya fabrika açılırdı?” diye sormadan geçemiyorum.

Afişlerinde “Herşey millet için” deniyor ama görülüyor ki yokluktan, işsizlikten kırılan milletin parası harcanıyor. Millet için çalışan, ATATÜRK gibi olur, böyle değil.

Dolayısıyla “HAYIR” sadece tek adam rejimine bir uyarı değil. “HAYIR” kaybedilmek istenen gerçekliği yerine koymak için de gerekli. Milletin parasının millet için harcanması için de, akıl sağlığımızı korumak için de gerekli.






Arzu KÖK

7 Mart 2017 Salı

Kadınlarımız - Arzu KÖK

KADINLARIMIZ



‘’Ve kadınlar, bizim kadınlarımız:
Korkunç ve mübarek elleri,
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve sofradaki yeri, öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde; tütünde, odunda ve pazardaki
Ve karasabana koşulan
Ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların 
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle
bizim olan kadınlar,
bizim kadınlarımız.’’

Nazım Hikmet ‘Kuva’yı Milliye Destanı’nda ne güzel anlatmış kadınlarımızı. Peki 1941’ de yazılan bu satırlardan günümüze değişti mi acaba kadınımızın yeri? Pek değil. BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) yıllık ‘İnsani Gelişme Endeksi’ raporunda bu yıl üç sıra birden gerileyerek 79’uncu sıraya inen Türkiye, kadınlara fırsat eşitliği sunulması konusunda da alarm veriyor. Rapordaki ‘Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi’ (GEM) verilerine göre, Türkiye, bu alanda Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de gerisinde kalarak 109 ülke arasında 101. oldu. 

Ama siyasiler tüm bunları görmezden geliyor ve bakın neler söylüyorlar:

“Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.”
“Kadına şiddet abartılıyor.”
“Kız mıdır kadın mıdır bilemem.”
“Örtüsüz kadın ya satılıktır ya da kiralıktır.”
“Kadına şiddet azaldı fakat haberleri arttı.”
“Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak.”
“Kadın ve erkeğin eşit olması fıtrata ters.”
“Kadının tek kariyeri annelik olmalı.”

Bunlara ek olarak bir de kadınların hamileyken sokağa çıkmasını istemeyen profesörler, flörtün fahişelik olduğunu iddia edenler, kızlı erkekli evlerde kalınıyor diye hedef gösterenler…vs. bir sürü saçma sapan söylem var. Bunların hepsi cahil, eğitimsiz, kendini kadından üstün gören erkek müsveddelerini kadına karşı öfke ile dolduruyor. Bir de buna ülkede hakim olan "ben yaparım olur" dayatmasını eklerseniz, erkekler dayatarak, sırf kendi istedikleri için bazı şeylerin olmasını bekliyorlar. Olmayınca da "bir sus Hatun" misali kadını susturma yoluna gidiyorlar. Susturamadıklarında ise şiddete, öldürmeye, tecavüze varan bir noktaya gidiyorlar. 

Şimdi yeni bir Anayasa oylaması yapılacak ve kadınlardan oy istiyorlar. Oysa kadınların “Evet” demesi için hiçbir şey yapılmamış bu güne kadar. Evet yerine HAYIR demek içinse bir sürü neden var. Yukarıda sadece söylenenleri ifade ettim ama pek çok neden sayılabilir bu anlamda. İlk aklıma gelenleri sıralıyayım:

Son 15 yıldır kadın cinayetleri 14 kat arttı.  Kadın katillerinin sebep olarak gösterdikleri hep yukarıda saydığım söylemler olmuştur. (Açık giyindi, terk etti, yemek yapmadı gibi) Yargı sistemi ise nedense kadın katillerini sürekli akladı bu güne kadar.  Kadın katilleri sudan sebeplerle indirimler aldı, serbest kaldı. 

Ülkemizde taciz ve tecavüz hızla artarken ana akım medya ve iktidar cinsel şiddete münferit olaylar muamelesi yaptı. Oysa taciz ve tecavüz cinsellik değil, gericilikten beslenen şiddet eylemleridir. Tecavüzcüler ise ruh hastası ya da sapık değil, birilerinden cüret alan gericiler, kadın düşmanlarıdır. Tecavüzcülere “akıl sağlığı yok” gerekçeleriyle indirimler verilmekte, kadının içkili olup olmaması, geçmişi, davalarda hafifletici sebep olmaktadır. Bazı medya kanalları “Mini etek giyen tecavüze uğrar.” diyerek tecavüzü normalleştirir hale gelmiştir. 2016 Kasım ayında meclise sunulan çocuk tecavüzlerinde faili aklayacak, çocukta rıza arayacak yasa tasarısı ise kadınların direnişi sayesinde geri çekildi.

Kadın bedeni üzerinden gerici bir siyaset anlayışı uygulanmaktadır. Neoliberal  politika uygulayanlar, ucuz iş gücü ordusuna ihtiyaç duyarlar. Bu noktada ise hedef kadın bedenidir. “En az üç çocuk, anne olmayan kadın eksiktir” gibi söylemlerle kadınlar çocuk doğurmaya zorlanıyor. Doğum kontrol yöntemleri vatana ihanet olarak adlandırılırken, kürtaj ise katliam olarak tanımlanıyor. “Tecavüze uğrayan doğursun devlet bakar.” ve “Tecavüze uğradıysa niye çocuk ölsün, annesi ölsün!” söylemleri ise kadınların aklından uçup gitti mi bilmiyorum. Bu yönde bir karar çıkmış olmamasına rağmen kürtaj fiilen devlet hastanelerinde uygulanmamakta, doğum kontrol yöntemleri ise günden güne daha da tüksek bedellere ulaşmaktadır. 

Kadın yaşamının her alanında gerici bir baskıya maruz kalmaktadır. Sunulan ideal kadın tipolojisi; evden çıkmayan, iffetli ve erken yaşta evlenip çocuk doğuracak kadınlardır. Laikliğe yönelik saldırılar ve gericilik, oluşturulmak istenen bu kadın için referans niteliğindedir. Kadınların sokakta attığı kahkahadan, sürdükleri kırmızı ruja, giydikleri eteğin boyuna kadar gündelik yaşamlarının en ufak parçaları bile saldırının hedefi olmuş durumdadır ne yazık ki.

Kadını bastırmak, köleleştirmek istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki kadınlar güçlüdür,  kararlıdır. Yapmak istediklerini gözlerini kırpmadan korkusuzca yapabilme becerileri vardır. Hele ki sorun sevdiklerini korumak olunca gözlerini dahi kırpmadan icabında ölüme bile giderler.

Erkekler kadınların bu üstünlüklerinin sezgisel olarak farkındalar. Bu nedenledir ki kadınları ezmeye çalışmışlardır yıllardır. Kadının okumasına, ekonomik bağımsızlığını kazanmasına, sosyal statülerinin yükselmesine hep karşı çıkarlar. Kadını eve kapatmak, başını bağlamak, şiddet uygulamak, siyasette söz sahibi etmemek gibi hareketler hep erkek çaresizliğinin sonucudur. Zira kadınlar bu güçleri de ellerine geçirirlerse, kendilerine ekmek çıkmayacağından korkarlar.

İşte bu nedenledir ki, gücünü yüreğinden alan kadınlarımız artık hak ettiği yere ulaşmasını da bilmelidir. Yıllar önce vatanı için yaptığı birlikteliği aynı şekilde kendi ve gelecek nesillerin aydınlığı için de gerçekleştirmelidir. Gerçek yerini ve gücünü tüm görmek istemeyenlere göstermeli ve almalıdır. 

Bu anlamda ülkemin bütün kadınları uyanın artık, uyanın… Anasınız, ablasınız, bacı, kardeş, eş ve çocuksunuz. Her koşulda başların tacısınız. Ulusal Kurtuluş Savaşımız kadınlarımızın nasır tutan elleri ve sevgi dolu yüreğiyle kazanıldı. Kurtuluş Savaşında eli silah tutan Fatma Bacım gibi, ülkesini savunmada kahramanlık destanı yazan Nene Hatun gibi, adı bu ülkemizin topraklarına karışan binlerce anamız bacımız gibi direnelim, direnelim… Çünkü siz HAYIR derseniz değişir her şey…


Arzu KÖK

5 Mart 2015 Perşembe

KADINLARIMIZ - Arzu Kök

KADINLARIMIZ

‘’Ve kadınlar, bizim kadınlarımız:
Korkunç ve mübarek elleri,
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve sofradaki yeri, öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde; tütünde, odunda ve pazardaki
Ve karasabana koşulan
Ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların 
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle
bizim olan kadınlar,
bizim kadınlarımız.’’
Nazım Hikmet ‘Kuva’yı Milliye Destanı’nda ne güzel anlatmış kadınlarımızı. Peki 1941’ de yazılan bu satırlardan günümüze değişti mi acaba kadınımızın yeri? Pek değil. BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) yıllık ‘İnsani Gelişme Endeksi’ raporunda bu yıl üç sıra birden gerileyerek 79’uncu sıraya inen Türkiye, kadınlara fırsat eşitliği sunulması konusunda da alarm veriyor. Rapordaki ‘Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi’ (GEM) verilerine göre, Türkiye, bu alanda Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de gerisinde kalarak 109 ülke arasında 101. oldu. Peki neden?

Çünkü kadınlar güçlüdür,  kararlıdır. Yapmak istediklerini gözlerini kırpmadan korkusuzca yapabilme becerileri vardır. Hele ki sorun sevdiklerini korumak olunca gözlerini dahi kırpmadan icabında ölüme bile giderler.

Erkekler kadınların bu üstünlüklerinin sezgisel olarak farkındalar. Bu nedenledir ki kadınları ezmeye çalışmışlardır yıllardır. Kadının okumasına, ekonomik bağımsızlığını kazanmasına, sosyal statülerinin yükselmesine hep karşı çıkarlar. Kadını eve kapatmak, başını bağlamak, şiddet uygulamak, siyasette söz sahibi etmemek gibi hareketler hep erkek  çaresizliğinin sonucudur. Zira kadınlar bu güçleri de ellerine geçirirlerse, kendilerine  ekmek çıkmayacağından korkarlar.

Hem erkek hem mürteci olmakla iki kez malul iktidar ve "biz kadınları severiz; onlar bizim başımızın tacıdır" edebiyatının sakat bıraktığı erkek muhalefet eğer gözünü açmaz ve kadınların asıl yerlerine gelmelerine engel olmaya devam ederlerse korkarım ki başları fena halde derde girecek. Sözde hükümranlıkları sona erecek diye korkudan uykuları kaçıyor. Zira, kadındır bu… Anadır… Vurdular mı küreğin keskin tarafı ile vururlar ki; sorma gitsin!

Oysa bir elmanın yarısı erkekse, yarısı kadındır. Ancak birlikte omuz omuza hareket edilirse başarı gelecektir. Kadın ki asıl üreten ve yaratandır. Arkasında kendisine destek olmayan bir kadını olmayanlar hiçbir yere gelemezler. Zira kadınlarımızdan alır güçlerini erkeklerimiz. Kadın eğitirse toplum kalkınır.

Ancak gel gör ki, ‘Kâr daha çok kâr’ hırsıyla yanıp tutuşanlar işe en son kadınları alıyorlar ve en önce kadınları çıkarıyorlar işten. Çoğu sigortasız çalışıyor. Kırsal kesimlerde ise ailenin tarımsal faaliyetlerinde erkekten fazla çalışmasına rağmen emeğinin karşılığını alamıyor. Evdeki eğitimden, ilk, orta ve yüksek dereceli eğitime uzanan çizgide hala kadın erkek rolleriyle kalıplaşmış yanlış ve yoz değerlerle yetiştiriliyorlar. Öte yandan yazık ki kimi kadınlarımız da var ki, kişiliklerini değil de yalnız ve yalnız dişiliklerini geliştiriyorlar.

Bunlara benzer pek çok şeyin değişmesi gerekliliğine inanıyorum. Bir ara ’Ne zaman kadınlar nüfus içindeki yerlerine orantılı olarak ekonomik, politik ve toplumsal yaşamın yönlendirilmesine katılacaklar?’ Ulusal Kurtuluş Savaşımızda en büyük role sahip olan kadınlarımızın artık hak ettiği yere ulaşmasının vakti gelmedi mi?

Gücünü yüreğinden alan kadınlarımız artık hak ettiği yere ulaşmasını da bilmelidir. Yıllar önce vatanı için yaptığı birlikteliği kendi ve gelecek nesillerin aydınlığı için de   gerçekleştirmelidir. Gerçek yerini ve gücünü tüm görmek istemeyenlere göstermeli ve almalıdır. 

Arzu Kök