Cerattepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cerattepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2020 Cuma

Corona ve Doğa - Arzu KÖK


Corona ve Doğa

Geçen yıl dikkat ederseniz çok fazla yangın olayı ile karşılaştı dünya. California yangını, Yunanistan yangını, Amazon yağmur ormanlarının, Kaz Dağları'nın ve dünyanın neredeyse üçte biri yandı. Hemen ardından da Avustralya'da 4 ay boyunca söndürülemeyen yangınlar geldi…  

Hepimizin bildiği gibi ağaçlar havadaki karbondioksiti emer ve oksijen üretirler, köklerinden dallarına kadar tıpkı nöral ağlar gibi birbirleriyle iletişim halindedirler ve insanın biyolojik formuna uyumlu geniş kapsamlı elektromanyetik sinyaller yayarlar, insan sağlığına yararlı bu emisyonlar nedeniyle ağaçlarla çevrili doğal bölgelerde yaşayan insanlar, beslenme alışkanlıklarına dikkat ettikleri taktirde  uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşarlar... Görüldüğü gibi dünyamızı saran bu virüsün aslında en büyük ilacı ormanlar, su ve kısacası doğa idi…  Ama hem ülkemizde hem de dünyada doğa el birliği ile katledildi.

Peki bu durumdan birileri ders aldı mı derseniz, hayır. Bu salgın başladığından beri binlerce ağaç katline sebep olacak, su havzalarımızın yok olmasına sebep olacak amacı rant olan girişimlerin önü açılmaya başlandı. En son CHP Doğa Hakları Genel Başkan Yardımcılığı, 2020 Mart ayı doğa hakları ihlali raporunu gördüm. Raporda koronavirüs salgının doğanın talanını durdurmadığı dile getirilirken, iktidarın ve şirketlerin krizi fırsata çevirmeye çalıştığı dile getiriliyordu. Ki zaten gözlemliyorduk bunları küçük haberler ile ama maddeleri görünce açıkçası çok üzüldüm. İşte o maddeler:

-         - Çanakkale Kumarlar köyünde baraj inşa etmek isteyen Doğu Biga Madencilik isimli şirket, köylülere mera alanlarını boşaltmaları için baskı yaptığı iddia ediliyor.
-          -Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın memleketi Rize Güneysu Gürgen köyünde halkın tepkisine rağmen HES projesini yürüten şirket, koronavirüs gündemini fırsat bilerek çalışmalarını hızlandırdı.
-          Artvin’deki maden ve HES çalışmaları devam ediyor. Cengiz Holding’e ait Eti Bakır’ın işlettiği Artvin -Cerattepe ve Murgul’daki maden sahalarında faaliyete ara verilmedi. Artvin Yusufeli’nde ise, ilçe halkının itiraz ettiği HES projesiyle ilgili çalışmalara başlanıldı.

-       -   Bursa’nın Yenişehir ilçesi Kirazlıyayla mevkiinde faaliyet gösteren Lübnanlı maden şirketi, koronavirüs salgını dolayısıyla insanların evde kalmasını fırsat bilerek kapasite artırımı için ağaç kesimi yaptı. Ağaç kesimine bölgede bulunan köylüler karşı çıktı.
-    -      16 Mart’ta yayınlanan yönetmelik değişikliği ile koruma altındaki doğal alanların yapılaşmaya ve yüksek yoğunluklu faaliyetlere açılması maksadı taşıyor.
-    -      Çıtlık ve Gökova Ahalisi, korona önlemleri nedeniyle yurttaşların evlerine kapanmalarını fırsat olarak değerlendirilerek ormanda kesim işlemlerinin yapılmasını protesto etti.
-     -     EÜAŞ International ICC, İngiliz şirketi Rolls-Royce ile kompakt nükleer güç santrallerinin teknik, ekonomik ve hukuki uygulanabilirliği ile birlikte üretim imkânlarını değerlendirmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.
-      -    Salda’da inşaata başlandı. Millet Bahçesi ihalesini alan firma, inşaat faaliyetlerine başladı.
-       -   Ulukışla’da tarlalarda siyanür sızıntısı var. Tepeköy’de, Gümüştaş isimli maden firmasına ait atık havuzundan sızan siyanür komşu taşınmazlarda yüzeye çıktı.
-       -   UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilen Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır Sur’ları ile Dicle Nehri arasındaki bir bölgede yer alıyor. Kültürel bir miras olan bu alan, millet bahçesine dönüştürülmek isteniyor.
-      -    Cumhurbaşkanı kararıyla, Adana’dan 9, Artvin’de 1, Bolu’da 3, Erzurum’da 7 bölge (toplamda 14 bin dönümlük alan) ‘yayla alanı’ olmaktan çıkarıldı.
-          Ilısu Barajının su toplaması sonucunda, 40 köyün bütünüyle sular altında kalırken, 60 köyde de evlerin ve tarım arazilerinin büyük bir bölümünün suya gömüldü.
-    -      Ankara’da çuvala konmuş 20 köpek ölü bulundu. Köpeklerden bazılarının patilerinde damar yolu açmak için kullanılan intraket olduğu belirlendi.
-     -     24 Mart günlü Resmi Gazetede, “Yer Altı Maden İşletmelerinde Meydan Gelen Maliyet Artışlarının Karşılanması Amacıyla Destek Verilmesine İlişkin Karar” yayımlandı. Bu karara göre, 12 Haziran 2019 ve 31 Aralık 2020 tarih aralığını kapsayan döneme ilişkin yeraltı maden işletmelerinde doğan zararların karşılanması amacıyla maden işleten kişilere ve çalışanlara destek verilecek.

-     -     Endüstriyel tarımda kullanılan pestisitler, başta anne karnındaki bebekler ve çocuklar olmak üzere, insan sağlığını tehdit ediyor.
-       -   Mersin’de doğayı kirleteceği iddiasıyla büyük tepkiye neden olmasına rağmen yapılmak istenen polipropilen tesisi için Toros Tarım AŞ’nin olduğu bölge Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi.

Tüm bunların gerçekte yapılıyor olması dileğimizdir. Şimdi bir düşünün, belki de biz doğamızı gerçek anlamda korumuş olsaydık bu kadar çok etkilenmeyecektik bu salgından. Belki de böyle bir salgın olmayacaktı. Durum böyle olunca da insanın aklına bu doğa katliamları kasti mi yapılıyor diye bir soru takılıyor. Umarız öyle değildir.

Örneğin bakın, coranavirüs nedeni ile yaşamın neredeyse durduğu dünyanın 196 ülkesinde uygulanan karantinalar, fabrika kapasitelerinin azaltılması, trafiğin en aza indirilmesi bile doğa üzerindeki yıkıcı eylemleri gözler önüne serdi. Turistik Venedik'in kanallarındaki su adeta temizlenirken(artık  balıklar bile var kanalda), Çin ve İtalya'da hava kalitesi arttı. İstanbul'da da hava kirliliğinin yüzde 30 azaldı.

Durum bu kadar açıkken doğa katliamına artık dur denilmeli hatta doğanın korunması amacı ile ciddi önlemler alınmalıdır:

-     -     Öncelikle ilerde ısrarla söylenilen su kıtlığı probleminin önüne geçmek için (Unutulmamalıdır son yıllarda kuruyan göllerimiz azımsanmayacak ölçüdedir) acil tedbirler alınmalıdır.
-      -    Gölleri besleyen dereler, çaylar üzerine kurulan baraj, gölet, set projeleri ve regülatörlerle göller baraja dönüştürülmemelidir.
-     -     Drenaj alanları kanalıyla pestisit, kanalizasyon atıkları, sanayi atıklarının göllere ulaşımı mutlaka engellenmelidir.
-     -     Kaçak avcılık, kamış ve saz kesimi, yakımı, toplanması ve çeşitli nedenlerle bu yerlerde arazi açılması, otlatma, yol yapımı gibi etkinliklere izin verilmemelidir.
-      -    Termik santral yapımları ve maden arama çalışmaları hemen durdurulmalıdır.
-      -    Ağaç katliamlarına son verilmeli hatta yeni orman alanları oluşturulmalıdır.
-       -   Tarım alanlarımız işlevli hale getirilip ülkemizin ve belki de dünyanın ihtiyaçlarını karşılar duruma getirilmelidir.
-        -  

Bu ülkenin ranta değil, doğaya ihtiyacı var. Zira doğa yoksa insan da yoktur. O nedenle doğaya zarar verecek her türlü işlem iptal edilmeli, yenileri de asla ama asla yapılmalıdır. Bu dönemde doğaya daha da önem verilmeli, diğer yatırımlar yerine tarım ön plana alınmalı, kıtlığın eşiğine gelecek dünyanın tek çıkış kapısı olma yoluna gitmeliyiz.

Eğer dünyanın en güçlü devleti olunmak isteniyorsa tek yolunun doğaya sahip çıkmak olduğunu görmek gerekmektedir. Aksi halde bu bizim sonumuz olacaktır. Ve bu toprakların bitme noktasına getirilmesi dünyanın da sonu olacaktır. Zira dünyadaki yaşamın başladığı bu topraklar yiterse dünya da yiter. Ona sahip çıkın…


Arzu KÖK

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Ses Çıkarma!... - Arzu KÖK

Ses Çıkarma!...

Ses çıkarma!...
Çünkü Afyon cephaneliği patladığında paramparça olan gençleri tanımıyordun.

Ses çıkarma!...
Çünkü Reyhanlı’da parçalanan bedenler senin veya aile üyelerinden birinin değildi.

 Ses çıkarma!...
Çünkü onlarca adam tarafından tecavüze uğrayan küçük kız senin kızın değildi.

Ses çıkarma!...
Çünkü Gezi olaylarında katledilen Ethem, Abdullah, Mehmet, Ahmet, Medeni, Ali, Berkin… senin evladın, kardeşin ya da baban değildi.

Ses çıkarma!...
Çünkü görevinin başında darp edilen sağlık çalışanlarıyla hiçbir bağın yok.

Ses çıkarma!...
Çünkü yerde sürüklenen, darp edilen adalet savunucusu avukatların hiçbirini tanımıyorsun.

Ses çıkarma!...
Hem sen hayatında hiç twit atmadın ki, twit atanlar tutuklanıyorsa bundan sana ne?

Ses çıkarma!...
Basın susturulmuş, susturulamayanlar içeri tıkılmışsa bundan sana ne? Bunların özgürce konuşması, yazmasının anlamı da ne ki? 

Ses çıkarma!...
Yol yapıyorlar ya yalancı olsalar ne çıkar?

Ses çıkarma!...
Eğitim sistemi oyun hamuru gibi şekilden şekle girerken, çocukların bundan nasıl etkileneceği önemli değil, zira ya çocuğun yok, ya da etkilenecek olan senin çocuğun değil.

Ses çıkarma!...
Dolar, euro, altın aldı başını gidiyor. Ama senin onlarla işin yok, çünkü sen Türk parası alıyorsun, harcıyorsun.

Ses çıkarma!...
Asgari ücret açlık sınırının altındaymış size ne, hem sizin tuzunuz kuru ya.

Ses çıkarma!...
Sen gariban değilsin ki, her gün gelen şehit haberleri seni ilgilendirmez.

Ses çıkarma!...
Ankara’da, İstanbul’da parçalanan bedenler ya senin gibi düşünmüyor ya da yabancı uyrukluydu, üzülmene gerek yoktu.

Ses çıkarma!...
Ülkemizin doğusunda adı konmamış bir savaşta gencecik fidanlarımız şehit düştüğünde senin evladın değildi onlar.

Ses çıkarma!...
Soma’da, madende göçük altında kalan 301 can senin akraban değil ki.

Ses çıkarma!...
Onlarca çocuk gelin senin evladın değil ki.

Ses çıkarma!...
Yanan, yakılan ormanların sana ne faydası var ki?

Ses çıkarma!...
Bir doğa harikası olan Kaz Dağları, Cerattepe bir maden yüzünden yok ediliyormuş, sana ne.

Ses çıkarma!...
En temel yiyeceğimiz olan buğdayı dahi ithal eder olmuşuz, ama senin sofrana geliyor ya ne önemi var ha dışarıdan almışız ha üretmişiz değil mi?

Ses çıkarma!...
Bir tarikat yurdunda yanarak ölen çocuklar sizin değil nasılsa.

Ses çıkarma!...
Ağaçsız bırakılan koca şehir İstanbul sokaklarında sel yüzünden insanlar yüzüyorsa kimin umurunda, yüzen sen veya senin çocuklarından biri değil ki.

Ses çıkarma!...
Görevlerinden atılan onlarca akademisyene ihtiyacın yok ki senin. Hem senin bilimle, bilim adamıyla ne işin olabilir ki?

Ses çıkarma!...
Yıllarca verdiğin emek cemaatlerin, tarikatçıların kopya sistemleri sayesinde tükenip gidiyorsa sana ne, istediğini aldın ya sen.

Ses çıkarma!...
Göçük altında kalıp mezarsız olanlar kader kurbanıydılar.

Ses çıkarma!...
10 liralık borcunu yatıramadığında kapına gelenler trilyonları götürenlere sessiz kalıyorsa sana ne.

Ses çıkarma!...
"İnsan" olmak erdemi sende “kul olma”ktan sonra geliyor nasılsa.

Ses çıkarma!...
Zira yılan henüz sana dokunmadı.
Ama unutulan bir şey var: O yılan hâlâ yaşıyor.
Ve o yılan seni sokmadan rahat etmeyecek.

Hani derler ya “Susma, sustukça sıra sana gelecek” diye. 
Bir düşünün isterseniz.

Arzu KÖK

28 Mart 2017 Salı

Doğa İçin Hayır... - Arzu KÖK

Doğa İçin Hayır...

Canımızı, bedenimizi, annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, akrabalarımızı, komşularımızı, dostlarımızı koruruz. Mahallemizi, şehrimizi, ülkemizi de koruruz. Bu koruma duygusu, hiç düşünmeden doğuştan başlayan içgüdüsel bir davranış gibi görünse de, sonrasında kısmen ailemiz, eğitim ve kültür çevremiz içerisinde öğrenir, geliştiririz. Koruma duygusu ile donanmış olmamıza rağmen nedense içinde yaşadığımız, yaşamak zorunda olduğumuz doğa konusunda pek bir cimri davranırız. Bize bunca kattıklarına rağmen onu da korumamız gerektiği akla gelmez pek.

İstanbul, Kuzey Ormanlarında son durum...
 Genel bir kavram gibi söylesem de, gerçekten toprağı, denizler dahil suları, havayı tümüyle, doğayı yeterince korumadık, koruma konusunu da öyle çok düşünmedik. Oysa topluluklar halinde yaşayan insanların bu “Yaşama hakkı” adına görevleri vardır. Önce, her insanın yaşama hakkı vardır. Dokunulmazlık hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, seyahat hakkı gibi toplumsal bünye içinde geçerli haklar da “İnsan” olmanın en doğal edinimi olarak kabul edilmiştir. İnsanların görevleri de vardır. Birbirlerine karşı görevleri vardır. En basitinden birbirlerine yardım etmekle görevlidirler.

İçinde yaşadığımız doğa ise koruma görevinden hep dışlanmıştır nedense. Özellikle de ülkemizde devlet tarafından. Halk yine de elinden geleni yapmıştır her seferinde ancak bu, ekoloji, doğa ve kent mücadelesi, bilen bilir, her daim zor sürdürülmüştür. Yerellerde başlarına gelen felakete ses çıkar(a)mayan köylü/kentli, mücadeleyi kazansa da sesini çıkar(a)mıyor, kazanamasa da. Çıkarmasına da izin verilmiyor pek. Fakat tam da burada önemli olan konu, yerellerdeki ciddi kazanım gerçeği. Gezi Parkı Direnişi’ni zor da olsa bir kenara bırakıp, zor yürüdüğü gerçeğini kabul edecek olursak, doğa mücadelesindeki kazanımları da bitirecek güçte bir madde var: Madde 80.

Mersin, Akkuyu Nükleer Santral İnşaatı...
Madde 80, gündeme ilk olarak, Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın içinde bulunan 70. Madde olarak girdi. Bu isimle Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşüldü. Bir gecede içeriğine dokunulmadan ismi 75. Madde olarak değiştirilen madde sabaha karşı meclisten geçirildi. Yaşam savunucularının, “Doğaya Darbe” yasası olarak adlandırdığı maddenin şimdiki adı ise madde 80. Bu madde, stratejik yatırım olarak ifade edilen projelere sınırsız destek getiriyor. Daha önceden stratejik yatırımları 500 milyonun üzerinde sınırlandıranlar, madde 80 ile birlikte bu sınırı 50 milyon liraya çekmişler. Madde 80’i aslında direkt şöyle özetleyebiliriz: Şirketlere, sermayeye, talanı yaratacak olan her kim ise karşısındaki yasal prosedürü yerle bir etmeyi sağlayan madde…

Yatırımcıya “dur” diyecek bir mekanizmanın kalmadığı gibi, proje bazlı yatırımlara diğer kanunlara göre getirilen izin; tahsis, ruhsat ve tescillerle, diğer kısıtlayıcı hükümler için, Bakanlar Kurulu kararıyla istisna getirilecek. Aslında çok şaşırmamak gerek. Bu ülkenin Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki değil miydi, “Put yapmışız çevreyi, sermayenin önünü açacağım, gidip yapsınlar” diyen?

“Bizleri biz eden Anadolu’nun su havzalarına, ormanlarına, meralarına, kıyılarına, dağlarına, ekosistemin biyolojik tür ve çeşitliliğine, kısacası var oluşumuza yönelik benzeri görülmemiş ve geri dönüşsüz bir saldırıya yol açacak” diyen Karadeniz İsyandadır Platformu, 80. Madde için bir rapor hazırlamış: “Doğa alanlarında HES, RES, JES, termik ve nükleer santral, madenler ile altyapı yatırımı adı altında pek çok projeyi üstlenen firmalar ücretsiz olarak hazine arazisi sahibi olabilecek. Üstlenici ve taşeron firmalar vergiden muaf tutulacak: Genişletilen teşvik yasası kapsamında, üstlenici ve taşeron firmaların işçi ücretleri, sigorta primleri gibi birçok masrafları devlet tarafından karşılanacak. Talan projeleri sürecinde, idari izin, ruhsat ve ÇED raporları gerekliliği gibi hukuksal prosedür ortadan kaldırılacak. Bugün tartışma konusu olan ve pek çok yargı süreci devam eden davalar sonuçsuz kalabilecek. Bütün bunların sonunda, Cerattepe, Samistal, Akkuyu, Kamilet gibi tartışmalı pek çok proje için davalar sonuçsuz kalabilecek ve bu alanlarda geri dönüşü olmayan, telafisi imkânsız yıkımlar söz konusu olabilecektir…”

Artvin, Cerattepe savunması...
Burada, Kâzım Koyucu’yu bir kez daha anmak gerekiyor. Koyuncu: “Siz kimsiniz ya, binlerce yılda oluşan bir şeyi hangi kafayla, hangi vicdanla tutup da yok edebiliyorsunuz? Heyelanlar oluyor, bu kader mi sanki? Depremler oluyor, kader mi? Başka yerde aynı şiddette deprem oluyor iki kişi bayılıyor da Türkiye’de yirmi bir kişi ölüyor, bu kader mi? Değil…” demişti. Gerçekten de öyle. Bunlar birer kader değil ve hepsi bizim suçumuz.

Dünyanın öncelikli sorunu, hırpalanmadan ve bizlerle birlikte yok olmadan “Doğa”nın korunmasıdır.  Bu konuda çalışmak ve mücadele etmek bir insanlık görevi olarak çıkmaktadır karşımıza. Şimdi bizlerden bu katliama devam adına evet dememizi istiyorlar. Göz yumulacak mı doğanın daha fazla katline? İçinde yaşadığımız doğanın, dolayısıyla kendi yaşam hakkımız için sonuna kadar HAYIR demeliyiz. Bu görev hepimizindir… 

Arzu KÖK